OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E İNKİLAP VE ISLAHATLAR

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük

 

III. Selim Devri Islahatları (1789-1807)

 

Açık düşünceli ileri görüşlü ve yenilik taraftarı bir insan olan III.Selim yapılan savaşlarda yeniçerilerin yetersizliğini anlamıştır.

a-III.Selim yaptığı bütün ıslahatlara Nizam-ı Cedit (Yeni düzen) denir. Nizam-ı Cedit aynı zamanda kurulan ocağında adıdır.

b-Bu ocağın masraflarını karşılamak üzere İrad-ı Cedit adında bir hazine kuruldu.

c-Ocağın eğitimi için Fransa’dan subaylar getirildi. Selimiye kışlası kuruldu.

d-Dış siyasete önem verildi. Sürekli büyükelçilikler açıldı.

e-Yabancı dil öğrenimine ve kültür hareketlerine önem verildi.

  • Islahatları bazı çevrelerce iyi karşılanmayan III.Selim, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirildi. (1807) IV. Mustafa padişah oldu.

     

    Islahat Hareketleri

     

    II.Mahmut Devri Islahatları

     

    Alemdar Mustafa Paşa, Anadolu ve Rumeli’de devlet aleyhine güç ve saygınlık kazanan Ayanları İstanbul’a çağırarak 1808’te Senedi İttifak sözleşmesini imzalamıştır. Bu senet uygulanamamıştır.

    Asker alanda Nizam-ı Cedit yerine Sekban-ı Cedit ordusunu kurdu.

    II.Mahmut Eşkinci Ocağını kurdu. Yine yeniçeriler isyan edince halkın ve ulema sınıfının da desteğiyle yayınlanan bir hattı hümayunla tüm ülkede Yeniçeri Ocağını kaldırdı (1926).

     

    Dönemin ıslahatları:

    1-Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kurdu.

    2-Sadece Deniz Mühendishanesi mezunlarının kaptan olması kararlaştırıldı.

    3-Divan örgütü kaldırılarak bakanlıklar kuruldu.

    4-Müsadere sistemi kaldırıldı.

    5-Posta ve karantina örgütü kuruldu.

    6-Askeri amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı.

    7-Memurlar için kıyafet zorunluluğu getirildi.

    8-Padişah portreleri devlet dairelerine asılmaya başlandı.

    9-Medreselerin yanında çağdaş eğitim veren okullar açıldı. İlköğretim zorunlu oldu. Rüştüye (ortaokul) gibi orta dereceli okullar açıldı.

    10-Memur yetiştirmek amacıyla Mekteb-i Maarif-i Adliye, Harp okulu, Tıp okulu gibi okullar açıldı.

    11-1821’de Tercüme odası adı ile ilk yabancı dil okulu açıldı.

    12-Eğitim amacıyla Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi.

    13-İlk resmi gazete Takvim-i Vakayi çıkarıldı.

    14-Çuha fabrikası kurulmaya çalışıldı.

    15-II.Mahmut ülkeyi tanımak amacıyla yurt gezisine çıkan ilk padişahtır.

     

     

     

     

    Tanzimat Devri (1839-1876)

     

    a-Tanzimat Fermanı 1839: II.Mahmut’un yerine geçen Abdülmecit de reform yanlısı idi bu nedenle devleti kurtarmak, batı desteğini sağlamak amacıyla Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan reform programını kabul etti. Fermana göre:

    1-Müslüman ve Hristiyan tüm Osmanlı halkının ırz, namus, can, mal özgürlüğüne kavuşması

    2-Vergilerin herkesin gelirine göre alınması

    3-Mahkemelerin açık olması

    4-Rüşvet ve iltimasın kaldırılması

    5-Askerlik işlerinin bir düzene konulması ve askere alma, bırakılmanın sağlam bir esasa alınması

    6-Herkesin mal ve mülk sahibi olabilmesi ve mirasçılarına bırakabilmesi

     

    Önemi:

    1-Kişi ve devlet hakları karşılıklı olarak düzenlenmiştir.

    2-İlk kez padişah gücü üzerinde kanun gücü egemen olmuş, padişahın yetkiler sınırlandırılmıştır.

     

    Not: Bu özelliklerle ferman anayasal nitelik kazanmıştır.

    3-Azınlıklar hukuksal olarak müslüman halka eşit hale getirilmiştir.

    4-Azınlıkların askere alınması öngörülmüş askerlik bir vatan görevi haline getirilmiştir.

     

    b-Islahat Fermanı 1856:

  • Tanzimat Fermanından farklı yönü yalnızca azınlıklar için bazı haklar öngörmesidir. Tanzimat fermanını tamamlayan bir fermandır.

    1-Azınlıkları küçük düşürücü sözcüklerin kullanılmaması

    2-Yabancı uyrukluların mal ve mülk sahibi olabilmeleri (Vergilerini ödemek koşuluyla)

    3-Azınlıkların da devlet memuru olabilmeleri ve her çeşit okula girebilmeleri

    4-Mahkemelerin açık olması herkesin kendi dininde yemin edebilmesi

    5-Askerlik için bedel sisteminin kabul edilmesi

    6-İşkence, dayak ve angaryanın yasaklanması

    7-Hristiyanlar il meclisine üye olabilecekler

    8-Herkes şirket ve ticari nitelikli kurum kurabilecekti.

     

    Meşrutiyet Dönemleri

     

    Abdülaziz, Jön Türkler (Genç Osmanlılar) tarafından 1876’da tahttan indirildi. Yerine V.Murat padişah oldu. Meşrutiyetin ilanıyla Genç Osmanlılar;

  • Osmanlı Devletinin parçalanmaktan kurtulacağını,
  • Avrupa devletlerinin iç işlerimize karışmalarını sona ereceğini,
  • Azınlık isyanlarının sona ereceğine inanıyorlardı.

    V:Murat kısa sürede tahttan indirildi yerine II. Abdülhamit tahta çıktı. 1876’da Kanun-i Esasi yayınlandı. Böylece; İlk kez yönetim sisteminde değişiklik oldu.

     

    XX.Yüzyılın Başında Osmanlı İmparatorluğu

     

    Birinci Dünya Savaşı öncesinde devletlerin iç ve dış politikalarına yön veren iki etken olmuştur. Bunlar, Endüstri (Sanayi) Devrimi ve Fransız İhtilalidir.

    Endüstri inkılabı ile;

    • Aletin yerini makine almış, nüfus da artmıştır.
    • Yeni birçok buluş ortaya çıkmıştır.
    • Üretim artmaya başlamış ve insanların üretim için harcadıkları çaba azalmıştır.
    • Üretimde makinenin kullanımı eşya fiyatlarını ucuzlatmış, fazla üretim geliri artmıştır.
    • Büyük fabrikaların kurulması işçi sınıfının ortaya çıkmasına, işverenlerle işçiler arasında yeni sosyal ilişkilerin kurulmasına yol açmıştır.
    • Kentler, endüstri ve ticaret merkezleri haline gelmiştir.

    Her milletin kendi devletini kurup kendi kendini yönetmesini öngören milliyetçilik akımı, imparatorlukların yıkılmasına sebep oldu.

    Dünyanın sayılı devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu, 18. yüzyıldan itibaren üstünlüğünü kaybetmeye başladı. Bunun nedenlerini şöyle özetleyebiliriz:

    • Avrupa devletleri, bilim ve teknikteki gelişmelerden yararlanıp askeri, ekonomik ve ticari alanlarda güç kazanırken Osmanlı Devleti bu yeniliklere yabancı kaldı.
    • Fransız ihtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik hareketi, Osmanlı İmparatorluğu içindeki uluslar arasında hızla yayıldı.
    • Kapitülasyonlar, Osmanlı Devletinin denetiminden çıkınca, Avrupa Devletleri Osmanlı ülkesini açık pazar haline getirdiler.
    • Ekonomik durumu düzeltmek için Avrupa’dan borç para alındı. Gelir yaratıcı yatırımların olmaması faizlerin ödenememesine sebep oldu. Alacaklı devletler Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar) yönetimini kurdular. İmparatorluğun en sağlam gelirleri olan tuz, tütün, içki, pul vb. gibi gelirlere el konuldu.
    •  

    Not: Borçların ödenmesi I.Dünya Savaşına kadar düzenli olarak sürdü. Birinci Dünya Savaşına girince ödemeler durduruldu. 1920’de TBMM Duyun-u Umumiye gelirlerine el koymak zorunda kaldı. Konu 1923’te Lozan’da ele alındı. 1928’de Duyun-u Umumiye idaresi kaldırıldı. Borçlarla ilgili işlerin yönetimi Türkiye’ye bırakıldı. 1954’te borçların tamamı ödendi.

    Osmanlı Devletinin hem askeri hem de ekonomik alanda çöküşünü önlemek için askerlik ve toplum hayatında ıslahat hareketlerine girişildi. II.Mahmut döneminde de bu çabalar Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla devam etti. İstenilen sonuç alınamadı.

     

    II.Meşrutiyet

     

    Tanzimat ve Islahat fermanlarının getirdiği yenilikleri yeterli bulmayan Türk aydınlarının çabaları ile 1876’da I.Meşrutiyet ilan edildi. Meclis-i Mebusan toplandı. Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından tarihimizin ilk Anayasası (Kanuni Esasi) hazırlandı. Böylece, mutlak hükümdarlıktan Meşrutiyete doğru bir aşama görmekteyiz.

    • Bu Anayasa padişaha geniş yetkiler tanımış, denetim mekanizması oluşturulamamıştır.
    • Meclis üyesi ancak padişahın onayı ile yasa önerisinde bulunabilir.
    • Meclisçe çıkarılan yasa ancak padişahın onayı ile yürürlüğe girebilir.
    • Halka çok az demokratik haklar sağlamasına rağmen halk yönetimde az da olsa sesini duyurabilmiştir.

    14 Şubat 1878′ padişah parlamentoyu dağıtmıştır. Böylece, monarşik-teokratik idare yeniden gündeme geldi. 1908 yılına kadar sürecek olan II.Abdülhamit’in baskı (istibdat) yönetimi başlamıştır.

    II.Abdülhamit’in baskı dönemine son vererek meşrutiyet yönetimini yeniden kurmak amacıyla kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yoğun çalışmaları başladı. Cemiyetin ileri gelenlerinden Niyazi Bey ve Enver Paşa ayaklanarak yönetimi tehdit ettiler. Ayaklanmaların ülke çapına yayılmasından çekinen II.Abdülhamit, Meclisi yeniden açarak Kanun-i Esasiye’yi yürürlüğe koydu. (23 Temmuz 1908)

    II.Meşrutiyet, I.Dünya Savaşının sonuna kadar on yıl devam etmiştir. İttihat ve Terakki partisi Osmanlıcık düşüncesini terkederek Türkçülük akımını benimsemiştir.

     

    Not: I.Meşrutiyet döneminde savunulan ve uygulamaya konmaya çalışılan düşünce akımı “Osmanlıcılık” tır.

    Hükümdarın parlamenter düzenlerde görülmeyen yetkileri kaldırılmış, Hükümet Meclisi Mebusana karşı sorumlu hale getirilmiştir. Dış siyasette; Alman taraftarlığı izlenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nu İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı korumaktadır. Kaybedilen toprakları geri alma politikası güdülmüştür. İttihat ve Terakki Partisi’nin bu politikası Osmanlı Devletini 20.yy başlarında üç büyük savaşa sürüklemiştir.

     

    31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)

     

    Osmanlı Devletinde mevcut yönetimi ve anayasal düzeni yıkmaya yönelik ilk isyan hareketidir.

    Meşrutiyet yönetimine karşı olanlar teşkilatlanıyorlardı. Bunların başında gelen Ahrar Örgütünün liderinin İstanbul’da öldürülmesi üzerine Derviş Vahdet adında bir gazeteci meşrutiyet yönetimini yıkmaya yönelik bir ayaklanma başlattı. Yönetim eleştirildi. İttihat ve Terakki yöneticileri yönetime tam egemen olamamışlar, mecliste karışıklar başlamıştır. Tarihimizde bu gericilik olayına “31 Mart Vakası” denir. Selanik ve Edirne’de bulunan kuvvetlerden “Hareket Ordusu” adında bir ordu oluşturuldu. Mahmut Şevket Paşa komutasındaki bu ordunun Kurmaybaşkanı Mustafa Kemal idi. Ordu İstanbul’a gelerek ayaklanmayı bastırdı.

    II.Abdülhamit tahttan indirilip V.Mehmet Reşat padişah ilan edildi. Ülkedeki iç karışıklıklardan diğer devletler yararlandılar.

    • Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i topraklarına kattı. (1908)
    • Bulgarlar bağımsızlıklarını ilan ederek Osmanlı Devletinden ayrıldılar. Bulgaristan Krallığını kurdular. (1908)
    • Girit Rumları ayaklandılar. (1908)

     

    Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

     

    Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’da bulunan Cezayir ve Tunus vilayetleri Fransa tarafından işgal edilmişti. Mısır İngiltere’nin kontrolündeydi. Milliyetçilik hareketlerinin etkisiyle 1870’de birliğini tamamlayan İtalya sömürgeleşmeye yöneldi. Gelişen sanayisi için hammadde ve pazar kaynağı aramaya başladı. Habeşistan’a karşı yaptığı savaşta başarısız oldu. Başarısızlığını kapatmak için İtalya’ya yakın olan Trablusgarp’ı ele geçirmek istedi. Osmanlı yönetimi zayıf ve ekonomik durumu bozuktu. İtalya hiçbir gerekçe göstermeden Trablusgarp ve Bingazi’yi istemiştir; istekleri kabul edilmeyince Trablusgarp’ı işgale başlamışlardır.

    Trablusgarp halkını örgütlemek ve direnişi artırmak amacıyla Mustafa Kemal ve Enver Paşa’nın da içinde bulunduğu bazı subaylar bölgeye gönderilmiştir. Mustafa Kemal, Derne ve Tobruk’ta ilk askeri başarılarını elde etmiş, İtalyanların bölgeyi işgalini engellemiştir. İtalyanlar işgali çabuklaştırmak için Oniki adayı işgal etmişler Çanakkale Boğazını ablukaya almışlardır.

    Balkan Savaşlarının başlaması ve Osmanlı Devletinin barış istemesi üzerine, İtalyanlarla Uşi Antlaşması yapıldı. (1912)

    • Kuzey Afrika’daki son toprağımız olan Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı.
    • Oniki Ada; Balkan Savaşlarının sonuna kadar geçici kaydıyla İtalyanlara bırakılmıştır. Balkan savaşlarından sonran Oniki adayı terketmeyen İtalyanlar, II.Dünya Savaşını yitirdikleri için bu adaları Yunanistan’a verdiler. (1947)

     

    Not: Oniki adanın kaybedilmesi ile Ege’deki Türk egemenliği sarsılmaya başladı. Avrupa ve Balkan devletlerince Osmanlı Devletinin ne kadar güçsüz olduğu anlaşılmıştır.

    Mustafa Kemal Trablusgarp’taki başarılarından dolayı Binbaşı rütbesini aldı.

     

    Balkan Savaşları (1912-1913)

     

    Osmanlı topraklarında başlayan milliyetçilik hareketlerini Rusya’nın desteklemesi Slavcılık ve Ortodoksları koruma politikası Balkan uluslarını kışkırtması

    Almanya’nın 1871’de birliğini sağlayarak Osmanlı Devletine yaklaşmasından rahatsız olan İngiltere’nin Rusya ile yakınlaşma politikası. İngiltere, Rusya ile Tallin (Reval-1908) de gizli bir anlaşma yaparak Rusya’yı İstanbul ve Boğazlar üzerinde serbest bıraktı.

    Osmanlı Devletinin Balkanlardaki varlığına son vermek isteyen Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Rusya’nın aracılığıyla aralarında anlaşarak Türkleri Balkanlardan atmak istediler. Trablusgarp savaşı da onları cesaretlendirdi. Balkan ulusları Osmanlı Devletinden Makedonya’da ıslahat yapmasını istediler. Bu istekleri reddedilince savaş ilan ettiler.

     

    I.Balkan Savaşı (1912)

     

    Deneyimli subay ve askerlerin terhis edilmesi, parti çekişmeleri nedeniyle komutanlar arasındaki anlaşmazlıklar, silah, yiyecek, araç-gereç gibi konularda eksikliklerin olması Osmanlı ordusunun cephelerde yenilmesine neden oldu.

    Bulgarlar Çatalca’ya kadar gelerek İstanbul’u tehdit etmeye başladılar. Sırp, Karadağ ve Yunanlılar Makedonya’yı tamamen işgal ettiler. Durumdan yararlanan Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Yunanlılar İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki adaları işgal etti.

    Aralık 1912‘de Balkan Yarımadasının yeni siyasal haritası belirlenmek üzere Londra konferansı toplandı. Konferans sonunda Balkan devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Londra Antlaşması imzalandı.

    Midye-Enez çizgisinin batısındaki bütün Balkan toprakları kaybedildi. Midye-Enez çizgisi Osmanlı Devletiyle Bulgaristan arasında sınır kabul edildi.

    İmroz ve Bozcaada dışında kalan tüm Ege adaları Yunanistan’a verildi.

    Not: Londra konferansı sürerken İstanbul’da İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri tarafından bir hükümet darbesi düzenlendi. Bab-ı Ali Baskını verilen bu olayda Kamil Paşa hükümeti düşürülerek Mahmut Şevket Paşanın hükümet kurması sağlandı.

    I.Balkan Savaşı Avrupa ve Ege’deki Osmanlı varlığını tamamen sona erdirmiştir.

     

    II.Balkan Savaşı (1913)

     

    Bulgaristan’ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve I.Balkan Savaşına katılmayan Romanya birleşerek Bulgaristan’a karşı savaş açtılar. Bulgarların üst üste yenilmesi, Doğu Trakyadaki birliklerini batıya kaydırmasından faydalanan Osmanlı Ordusu Midye-Enez çizgisini aşarak Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı. Bulgarların barış istemesi üzerine 1913‘te İstanbul Antlaşması yapıldı.

    • Edirne, Kırklareli, Dimetoka Osmanlı Devletine geri verildi. Batı Trakya ve Dedeağaç Bulgaristan’da kaldı.
    • Yunanistan’la Atina Antlaşması yapıldı. (1913)
    • Girit ve Ege adaları Yunanistan’a verildi. Yunanistan’da kalan Türklerin durumu da düzenlendi.

    Not: Balkan Devletleri Bükreş Antlaşması (1913) ile Bulgaristan’dan aldıkları toprakları paylaşmışlardır.

    Sırbistan ve Karadağ’ın Osmanlı Devletiyle sınırı kalmadığı için antlaşma imzalanmamıştır.

    Batı Trakya, tüm Makedonya, Arnavutluk, Ege adaları kaybedilmiş Osmanlı Devletinin Avrupa’daki varlığı Doğu Trakya ile sınırlandırılmıştır.

    İttihat ve Terakki yöneticileri birçok alanda yeniliklere girişmiş, orduya yeni bir düzen verilmiş, ordu gençleştirilmiştir. Orduyu modernize etmek için Almanlarla işbirliğine girişilmiş bu yakınlaşma Osmanlı Devletinin I.Dünya savaşına girmesine neden olmuştur.

     

    Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)

     

    1-Birinci Dünya Savaşının Sebepleri ve Savaşın Gelişmesi

     

    19.yy içinde Avrupa’da sanayileşme hız kazandı. Bunun sonucu olarak gelişen, genişleyen sömürgecilik anlayışı diğer kıtaları da etkisi altına aldı. Devletlerin çıkar çatışmaları, karşılıklı ekonomik rekabete dönüştü.

    Siyasi birliklerini tamamlayan Almanya ve İtalya, 19.yüzyılın sonlarına doğru kuvvetli birer devlet haline geldiler. Almanya sanayide hızla gelişti. Hammadde ihtiyacını karşılamak için sömürgeciliğe önem verdi, dünya pazarlarının bir bölümünü ele geçirdi. Almanya’nın deniz ticaret filosu önem kazandı. Deniz ticaret filosunu korumak ve sömürgelerini elde tutmak için deniz kuvvetlerini güçlendirdi. Bu durum İngiltere’yi telaşlandırdı. İngiltere ve Almanya arasında rekabet doğdu.

    Çıkar çatışmaları, Avrupa devletlerinin kendi aralarında bloklaşmalarına sebep oldu. 1883’te Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu, İtalya “üçlü ittifak” devletlerini oluşturdular. 1907’de buna karşılık İngiltere, Rusya, Fransa “üçlü itilaf” devletlerini oluşturdular.

    1914 Haziran ayı sonlarında Saraybosna’yı ziyaret eden Avusturya-Macaristan veliahdı bir Sırp milliyetçi tarafından öldürüldü. Bu olay savaşın başlamasına bahane oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Sırbistan’a savaş ilan etti. Böylece Birinci Dünya Savaşı başlamış oldu.

    Rusya, Sırbistan’ın yanında yeraldı. Fransa Rusya’yı destekledi. Almanlar Fransa ve Rusya’ya savaş açtı. İngiltere de imzaladığı anlaşma gereğince Fransa ve Rusya’nın yanında savaşa katıldı. Bir süre tarafsız kalan İtalya, batı ve güney Anadolu kıyılarının kendisine verileceği vaadedildiği için İtilaf Devletleri yanında yeraldı.

    Savaşın Avrupa’da başlaması uzak doğuya olan ilgiyi azalttı. Japonya Almanya’nın sömürgelerine saldırınca o da savaşa girmiş oldu. Savaş devam ederken değişik zamanlarda Romanya, Yunanistan, Portekiz, Brezilya, ABD de itilaf (anlaşma) devletleri yanında savaşa katıldılar.

     

    I. Dünya Savaşına Katılan Devletler

     

    Avusturya, Sırbistan: 28 Temmuz 1914

    Almanya, Rusya: 1 Ağustos 1914

    Fransa, Belçika: 3 Ağustos 1914

    İngiltere: 5 Ağustos 1914

    Karadağ: Sırbistan’la birlikte savaşa girdiği kabul edilir.

    Japonya: 23 Ağustos 1914

    Osmanlı İmparatorluğu: 11 Kasım 1914

    İtalya: 24 Mayıs 1915

    Bulgaristan: 14 Ekim 1915

    Romanya: 28 Ağustos 1916

    ABD: 6 Nisan 1917

    Yunanistan: 26 Haziran 1917

    Bunun yanı sıra İsviçre, İsveç, Norveç, Danimarka ve İspanya gibi Avrupa Devletleri I.Dünya savaşında tarafsız kaldılar.

     

    Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşına Girmesi

     

    Trablusgarp ve Balkan savaşlarından yeni çıkan Osmanlı Devleti başlangıçta tarafsız kaldı, savaşa katılmadı. Ekonomi zayıf, halk yorgun idi. Bazı devlet adamlarına göre savaşa girmeyip tarafsız kalmak en güvenilir yoldu.

    İtilaf (anlaşma) devletleri, Osmanlı Devletinin tarafsız kalmasını istiyordu. Nedeni;

    Osmanlı Devleti savaşa katılmasa İngiltere’nin uzak doğuya giden yolu güvenlik altında olacak ve yeni cepheler açılmayacaktı. İtilaf devletleri Osmanlı Devletine kapitülasyonları kaldırabileceklerini söylediler.

    Almanya ise Osmanlı Devletinin kendi yanında savaşa girmesini istiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti;

    Rusya’yı üzerine çekerek Doğu Avrupa cephelerinin ferahlamasına yardım edecekti.

    Süveyş kanalının denetimini ele geçirirse, İngiltere sömürgelerine giden yol kapanmış olacaktı.

    Anlaşma (itilaf) devletlerini İran ve Irak petrollerinden yoksun bırakacaktı.

    Halifelik nüfuzundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki müslümanları da etkileyecekti.

    İktidarda bulunan İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenlerinden Enver Paşa Alman taraftarı idi. Almanya savaşı kazanacak Osmanlı Devleti de son zamanlarda kaybettiği toprakları geri alabilecekti. Enver Paşa ve arkadaşları bu düşüncelerle Almanya ile bir antlaşma yaptılar. Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslav isimli Alman savaş gemileri Osmanlı Devletine sığındılar. Osmanlı Devleti tarafından savaş gemilerine Yavuz ve Midilli adı verildi. Gemiler Karadeniz’e çıkıp Rus limanlarını topa tuttular. Bunun üzerine İtilaf devletleri Osmanlı Devletine savaş açtı. Osmanlı Devleti, I.Dünya savaşına girmiş oldu. (1914)

     

    Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler

     

    1-Kafkas Cephesi:

    Nedeni:

    Almanya, Bakü petrollerini ele geçirmek amacıyla Osmanlıları yönlendirmiştir. Enver Paşa ise; Panturanizm düşüncesinin etkisiyle Orta Asya’daki Türkleri Rusya etkisinden kurtarıp Osmanlı Devletinin çatısı altında toplamak istemiştir.

    Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis, Trabzon ve Erzincan illerini ele geçirdiler. Çanakkale savaşlarından sonra bu cephe komutanlığına atanan Mustafa Kemal, Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri almıştır.

    Not: Birinci Dünya Savaşı sonlarında Çarlık rejiminin yıkılması sonucu Rusya, Osmanlı Devleti ile Brest Litowsk Barışı‘nı imzalayarak 1878 Berlin Antlaşmasıyla almış olduğu Kars, Ardahan, Batum’u geri vermiştir. Kafkas cephesi savaşları sırasında ele geçirdiği toprakları da geri vermiştir.

    2-Çanakkale Cephesi:

    Nedenleri:

    İtilaf devletleri tarafından;

    • Sosyal ve ekonomik bunalıma düşen Avrupa’nın doğusunda Almanlara karşı zor anlar yaşayan Ruslara yardım etmek
    • İstanbul ve boğazları ele geçirerek Osmanlı Devletini savaş dışı bırakmak
    • Savaşa henüz girmemiş olan Balkan Devletlerini kendi yanlarında savaşa sokarak, Bulgaristan ve Avusturya-Macaristan’a karşı yeni bir cephe açmak
    • Doğu Akdeniz’deki egemenliklerini sağlamlaştırmak amaçları doğrultusunda, açılmıştır.

    Sonuçları:

    • İtilaf Devletlerinin boğazları ve İstanbul’u almaları önlenmiştir.
    • Rusya’ya gerekli yardım gönderilememiştir.
    • Doğu cephesinde Almanya’ya üstünlük sağlanamadığı için savaş uzamıştır.
    • İngiliz ve Fransız gemileri büyük kayıplara uğramıştır.
    • Yarım milyona yakın insanın ölmesine neden olmuştur.
    • Mustafa Kemal büyük bir üne kavuşmuş, ulusal mücadelenin önderi olarak kabul edilmesinde önemli bir etken olmuştur.

    Not: İtilaf Devletleri Bulgaristan’ın savaşa girmesini önlemek için, Makedonya’nın bir kısmını Bulgaristan’a vermek istemişler Yunanistan ile Sırbistan bu duruma razı olmamışlardır.

    Osmanlı Devleti, Bulgaristan’ın kendi yanlarında savaşa girmesi için İstanbul antlaşmasıyla aldığı Dimetoka’yı Bulgaristan’a vermiştir. Böylece İstanbul-Berlin hattı ulaşımı sağlanmıştır.

    3-Kanal Cephesi

    Nedenleri:

    1-Mısır’ı İngilizlerden geri almak

    2-Süveyş kanalını ele geçirerek

    Bu cephe, Almanya’nın planlaması ve desteği ile İngiltere’ye karşı Osmanlı Devleti tarafından açılmıştır.

    Sonuçları:

    Osmanlı Devleti bu cephede,

    1-Arapların İngilizlerle işbirliği yapması

    2-Almanya’nın söz verdiği yardımı göndermemesi

    3-İklim koşullarının elverişsizliği, İngilizlerin sayı-malzeme bakımından üstün olması ve cepheyi iyi savunmaları sonucunda başarısız olmuştur.

    4-Irak Cephesi

    Nedeni;

    İngiltere’nin, Türk kuvvetlerinin İran’a ve Hindistan’a girmesini önlemek, kuzeye çıkıp karayolu ile Ruslarla birleşme amacını gerçekleştirmek istemesi.

    Sonucu:

    İngilizler, Güney Irak’a ve Aden’e asker çıkardılar. Kütül-Amare’de Türk kuvvetleri tarafından esir edildiler. Bu başarı uzun sürmedi. Basra’ya yeniden kuvvet çıkaran İngilizler, Bağdat’a kadar ilerlediler.

    5-Suriye-Filistin Cephesi

    Nedeni:

    İngilizler, Süveyş ve Irak cephelerinde yenilerek, Suriye’ye geri çekilen Osmanlı Ordularını tamamen bu bölgeden çıkarmak, Arapları kışkırtarak onların çoğunlukta oldukları bölgeleri nüfuzları altına almak için saldırıya geçtiler.

    Sonucu:

    Mustafa Kemal komutasındaki Osmanlı Ordusu (7.Ordu) büyük başarılar elde etti. Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanması ve Mustafa Kemal’in İstanbul’a geri çağrılması sonucunda İngilizler Suriye’yi ele geçirmişlerdir.

    6-Diğer Cepheler

    Osmanlı Devleti müttefiklerine yardım amacıyla Makedonya ve Galiçya cephelerine de asker göndermiştir. Ancak bu cephelerde de yenilgiler alınmış ve başarı sağlanamamıştır.

     

    Birinci Dünya Savaşının Sonuçları

     

    3 Mart 19182de Rusya Brest-Litowsk antlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi. Kafkas cephesi kapandı. Rusya’nın savaştan çekilmesiyle İttifak devletleri İtilaf devletlerine üstünlük sağladı. ABD’nin savaşa girmesi bu üstünlüğü sona erdirdi. Savaşın sonucu belirlendi.

    Savaş ittifak(bağlaşma) devletlerinin yenilgisiyle sonuçlandı. Milyonlarca insan ölmüş, şehirler yakılıp yıkılmıştır.

    Avrupa’nın haritası yeniden çizildi, imparatorluklar yıkıldı ve yerlerine yeni devletler kuruldu. Devletlerin yönetim şekillerinde köklü değişiklikler meydana geldi.

    Savaşın getirdiği maddi ve manevi zararlar, devletleri barış ve güvenliği sağlamak, devletler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla Milletler Cemiyeti kuruldu.

    Bu savaş sonunda imzalanan ateşkes antlaşmaları şunlardır:

    1-Bulgaristan, Selanik Ateşkes Antlaşması

    2-Avusturya-Macaristan, Villaguiste Ateşkes Antlaşması

    3-Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

    4-Almanya, Rethandes Ateşkes Antlaşması

    Ateşkes antlaşmalarından sonra barış görüşmelerine başlandı.

     

    Birinci Dünya Savaşını Bitiren Barış Antlaşmaları

     

    1-Versay Barış Antlaşması (28 Haziran 1919)

    İtilaf devletleri ile Almanya arasında imzalanmıştır.

    2-Sen Germen Barış Antlaşması (10 Eylül 1919)

    İtilaf devletleri ile Avusturya arasında imzalanmıştır.

    3-Nöyyı Barış Antlaşması (27 Kasım 1919)

    İtilaf devletleri ile Bulgaristan arasında imzalanmıştır.

    4-Triyanon Barış Antlaşması (4 Haziran 1920)

    İtilaf devletleri ile yeni kurulan Macaristan Krallığı arasında imzalanmıştır.

    5-Sevr Barış Antlaşması (10 Ağustos 1920)

    İtilaf devletleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmıştır. Fakat TBMM ile Türk halkının kabul etmemesi ve bağımsızlık savaşının başarılı olması sonucunda yürürlüğe girmemiştir.

     

    Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğunun Durumu

     

    Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918)

     

    Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu devletler topluluğu, Birinci Dünya Savaşında yenilince Osmanlı Devleti de savaştan çekildi. İttihat ve Terakki Partisi üyeleri gizlice yurdu terkettiler. Talat Paşanın istifası üzerine iktidara geçen Ahmet İzzet Paşa hükümeti, İngilizler aracılığıyla Anlaşma (itilaf) devletlerinden barış istedi. Bahriye Nazırı Rauf Beyin başkanlığındaki Osmanlı kurulu ile Anlaşma devletleri adına İngiliz Amirali Caltrop , Limni Adasının Mondros limanında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması Mebusan Meclisi tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir. İmzalanma nedenleri:

    • Almanya’nın yenilmesi, Alman desteği olmadan Osmanlı Devletinin savaşı sürdürecek gücünün olmaması
    • Wilson İlkelerinin yayınlanması
    • İngilizlerin hoşgörüsüyle daha sonra kârlı bir barış antlaşmasının imzalanacağının sanılması
    • Padişahın, İngilizlerin yardımıyla saltanatı ve halifeliği korumak istemesi

    Not: Padişah V.Mehmet Reşat Birinci Dünya Savaşının son yılında ölmüş, yerine VI.Mehmet Vahdettin geçmiştir.

     

    Mondros Ateşkesinin koşulları:

    1-İstanbul ve Çanakkale Boğazları açılacak ve bu yerlerdeki askeri üsler İtilaf devletlerince işgal edilecektir.

    2-Ordu terhis edilecek, orduya ait silahlar, taşıtlar, cephane ve donatım İtilaf devletlerine teslim edilecektir.

    3-Donanma İtilaf devletlerinin gösterecekleri limanlarda göz altında tutulacaklardır.

    4-Osmanlı Devleti müttefikleriyle olan bütün ilişkilerini kesecektir.

    5-Toros tünelleri, İtilaf devletleri tarafından işgal edilecektir.

    6-Bütün haberleşme, ulaşım araç ve gereçleri İtilaf devletlerinin denetimi altında bulundurulacaktır.

    7-İtilaf devletleri, kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecektir. (7.madde)

    8-Anlaşma imzalandığında, Anadolu dışında bulunan Türk askerleri en yakın İtilaf devleti askeri birliklerine teslim olacaktır.

    9-Vilayet-i Sitte denilen Doğu Anadolu’daki altı ilde (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis) karışıklık çıktığı takdirde İtilaf devletleri bu illerin herhangi bir bölümünü işgal edebileceklerdir.

     

    Antlaşmanın Önemi:

    • Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir.
    • Kayıtsız şartsız teslim belgesi özelliği taşıyan bu antlaşma, Osmanlı ülkesinin bütünüyle işgal edilmesine elverişli ortam hazırlamaktaydı.
    • Boğazların işgali ile Anadolu ve Rumeli bağlantısı kesilecek İstanbul’un güvenliği de tehlikeye düşecekti. Osmanlı Devletinin boğazlar üzerindeki egemenliği sona ermiş olacaktır.
    • Ordunun büyük bir bölümü terhis edilip silahlarına el konulacaktı. Bu uygulama ile Osmanlı Devleti, savunma gücünden yoksun bırakılacaktı.
    • 7.maddenin uygulanmasıyla, Wilson ilkelerine göre Türklerin denetiminde kalması gereken Anadolu toprakları da İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiştir.
    • 24.maddenin uygulanmaya
      çalışılması sonucunda doğudaki Ermeniler bağımsız bir devlet kurmak amacıyla ayaklanmışlardır.
    • Toros tünellerinin işgali, telgraf, telefon ve telsizin denetim altında tutulması ülkenin tümüne yönelik işgalin ilk işaretleridir.

     

    Mondros Ateşkes Antlaşmasının Uygulanması

    Kısa bir süre sonra;

    İngilizler: Musul, Antep, Urfa, Maraş, Batum, Kars’ı işgal etmişler, Samsun ve Merzifon’a asker göndermişlerdir.

    Fransızlar: Dörtyol, Mersin ve Adana yöreleri ile Afyon’u işgal ettiler.

    İtalyanlar: Antalya, Bodrum, Kuşadası, Marmaris, Konya çevresine asker çıkarmışlardır.

    13 Kasım 1918’de İtilaf devletleri gemileri İstanbul limanına demir attı. İstanbul fiilen işgal edildi.

    Not: İşgaller karşısında padişah VI.Mehmet Vahdettin Kanun-i Esasiye’nin maddesine dayanarak “zorunlu siyası sebeplerden dolayı” Meclis-i Mebusan’ı feshetmiş, böylece meşruti idare süresiz olarak kaldırılmıştır.(21 Aralık 1918)

     

    Osmanlı İmparatorluğunun Paylaşılması Tasarıları

     

    Anlaşma (itilaf) Devletleri Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğunu kağıt üzerinde paylaşmışlardır. Bundan dolayı Mondros Ateşkes antlaşmasının çok ağır koşullar taşıması bir rastlantı değildir.

    İngiltere; Fransa ve Rusya aralarında Sykes Pykot Antlaşmasını imzalamışlardır. (1916) Antlaşmaya göre

    İngiltere’ye; Ürdün ve Irak,

    Fransa’ya Suriye, Kuzey Irak ve Mersin’den Mardin’e kadar uzanan iç bölgeler,

    Rusya’ya; Boğazlar ve Doğu Anadolu verildi.

    Not: Bu paylaşma planında Rusya’nın Birinci Dünya Savaşından çekilmesiyle değişiklik olmuştur. İtilaf Devletleri Boğazlarda uluslararası bir komisyon kurmayı, Doğu Anadolu’da ise kendilerine bağlı uydu bir Ermeni devleti yaşatmayı planlamışlardır.

     

    Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919)

     

    Toplanma amacı: İtilaf Devletleri, I.Dünya Savaşından yenik ayrılan devletlerle yapacakları antlaşmaların esaslarını saptamak amacıyla toplanmışlardır. 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan’la imzalanacak barış antlaşmaları hazırlanmıştır.

    Konferans sürerken İngiltere, Batı Anadolu’daki müslümanların, hristiyanları katletmek üzere olduklarını ileri sürmüş ve Rumların sayıca fazla olduklarını bahane ederek Amerikan delegelerini etkilemiş Anadolu’nun paylaşılmasına Yunanistan’ı da ortak etmiştir. Bunun nedenler:

    1-İngiltere’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını sürdürmek istemesi

    2-Batı Anadolu’da çıkarları bulunan İngilizlerin İtalya’ya güvenememesi, İtalya gibi güçlü bir devlet yerine kukla Yunanistan’ı tercih etmesi

    3-Yunanlıların, Ege bölgesinin kendilerine ait olduğu ve bu bölgede nüfus yoğunluğuna sahip oldukları şeklinde propaganda yapmaları

    Yukarıda sıralanan nedenler İtalya’nın İtilaf Devletleri’nden kopma sürecini başlattı.

     

    Azınlıkların Çalışmaları

     

    Anlaşma Devletleri’nin işgalleri Rum ve Ermeni azınlıkları da harekete geçirdi. Anlaşma Devletleri kendi işgallerini nasıl Mondros Ateşkes Antlaşmasına dayandırıyorlarsa; Rum ve Ermeni azınlıklar da Türk yurdundan pay istemek için Wilson ilkelerini kendilerine dayanak aldılar.

    Wilson İlkeleri:

    Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson, savaşa girerken bir bildiri yayınlamıştı. Bu bildiri ile İttifak (Bağdaşma) devletlerine güvenceler vererek savaşın bir an önce bitmesi için bazı temel ilkeler belirleniyordu. Bu ilkelere göre;

    1-Savaş sonunda, yenenler yenilenlerden toprak almayacaklar.

    2-Yenenler yenilenlerden savaş tazminatı istemeyecekler

    3-Anlaşmazlıkları barış yoluyla çözümlemek için uluslararası bir örgüt oluşturulacak

    4-Devletler arasında gizli antlaşmalar yapılmayacak

    5-Osmanlı Devleti ile ilgili maddesine göre;

    • Osmanlı İmparatorluğunun Türk bölgelerine kesin egemenlik tanınmalıdır. Ancak, Türk egemenliğinde yaşayan başka uluslara da kendi kendini yönetme hakkı verilmelidir.
    • Boğazlar her devlete açık olmalıdır.

    Wilson ilkeleri, Osmanlı Devletinin durumunu belirlemek için nüfus ölçüsünü ortaya atmıştır. İşte Rum ve Ermeni azınlıklar bu ölçüyü kendi çıkarlarına yorumlayarak çalışmalara giriştiler. Hiçbir ilde Rumlar ve Ermeniler çoğunluk oluşturmadıkları halde belli bölgelerde “çoğunluktayız” savlarıyla ortaya çıktılar.

     

    İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919)

     

    Paris Barış Konferansında, İngilizlerin isteğiyle Anadolu’nun paylaşılmasına ortak edilen Yunanistan konferansta alınan kararlar gereği İzmir’e asker çıkarıp, işgal etmiş ve binlerce Türkün öldürülmesine neden olmuştur.

    Padişah ve İstanbul Hükümetinin işgaller karşısında kayıtsız kalmaları üzerine tüm yurtta işgalleri kınayan miting ve gösteriler yapılmıştır. Yunan ordusunun işgali iç bölgelere kaydırması sonucunda Kuva-i Milliye oluşmaya başlamıştır.

    İzmir’in işgali; Türkler arasında birleştirici bir etki yapmış, ulusal bilincin uyanmasına ve hızla yayılmasına neden olmuştur.

     

    Osmanlı Devletinde Siyasi Gelişmeler ve Cemiyetler

     

    Osmanlı Devletinin I.Dünya Savaşından çekilmesinden sonra, ülkeyi savaşa sokan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri yurdu terketmişlerdir. Sadrazamlığa Ahmet İzzet Paşa getirilmiştir. Sadrazam padişahla itilaf devletlerine karşı izlenecek politikada anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Ahmet İzzet Paşa görevden çekilmiş, yerine atanan Tevfik Paşa hükümeti kurmuştur. Bir süre sonra o da görevden ayrılmış ve yerine padişahla aynı görüşleri paylaşan Damat Ferit Paşa gelmiştir. Yeni sadrazam padişah gibi düşünüyor İngiltere’nin koruyuculuğunu sağlamaktan başka çıkar yol olmadığını açıkça söylüyordu. Damat Ferit Paşa hükümetinin bu tutumu Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya Genelgesindeki “Hükümet görevlerinin gereklerini yerine getiremiyor. Bu durum ulusumuzu yok tanıtıyor.” yargısının gerekçesini oluşturacaktır.

     

    Ulusal Varlığa Zararlı Cemiyetler

     

    1-Azınlıkların kurduğu zararlı cemiyetler

    a-Mavi Mira Derneği:

    Rum kilisesinin desteğindeki bu derneğin amacı İstanbul, Bursa, Bandırma, Tekirdağ, Kırklareli yörelerindeki Rum azınlığı, örgütlemek, silahlandırmak, çeteler kurmak, Yunanistan yararına kamuoyu yaratmak ve Türk halkına karşı çete savaşını sürdürmektir. Göçmenler komisyonu, Rum okullarının izcilik kolları, Yunan Kızılhaç örgütü, bazı yabancı okullar Anadolu’daki Rum kiliseleri bu derneğin direktifleri ile çalışmaktadır.

    b-Pontus Rum Derneği:

    Yeniden canlandırılan Etnik-i Eterya derneği ile birlikte, Doğu Karadeniz illerindeki çalışmalarını yoğunlaştırıyordu. Bu bölgede ayrı bir Rum devleti kurmak istemiştir.

    c-Ermenilerin Kurduğu Cemiyetler

    Ermeni patriği Zevan efendi Rum dernekleri ile beraber çalışarak bir Rum-Ermeni birliği komitesi oluşturmuştur. Ermeni örgütleri Doğu Anadolu’da geniş bir bölgeyi içine alacak bir Ermeni devleti amaçlıyordu. Özellikle ABD ve Fransa’dan destek görüyordu. (Hınçak ve Taşnak Cemiyetleri)

     

    2-Türklerin Kurduğu Zararlı Cemiyetler

    a-Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası:

    Vatanın kurtuluşunun, padişahın ve halifenin buyruklarına sıkı sıkıya uymakla mümkün olacağına inanan bir cemiyettir. İngilizlerden maddi destek görmüştür.

    b-Kürt Teali Cemiyeti:

    Amacı Wilson ilkelerinden faydalanarak bağımsız Kürdistan devletini kurmaktır. Dernek ulusal kurtuluş hareketine karşı çıkmıştır.

    c-Teali İslam Cemiyeti:

    Halifenin buyruklarına ve şeriat kurallarına uymakla Osmanlı Devletinin kurtulacağını savunur. İstanbul’da medrese öğrencileri tarafından kurulmuştur. Konya’da da şubeler açmıştır.

    d-Wilson İlkeleri Cemiyeti:

    Bu cemiyetin kurucuları Amerikan mandasına taraftardırlar.

    e-Hürriyet ve İtilaf Fırkası:

    1911 yılında İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı kurulan bu parti, Mondros Ateşkes antlaşmasından sonra ulusal mücadeleye karşı olan cemiyetleri bünyesinde toplamıştır.

    f-İngiliz Muhipler (Sevenler) Cemiyeti:

    İngiliz gizli servisince yönlendirilen dernek, İngiltere’nin doğu siyasetini destekler. Merkezi İstanbul’du. İngiltere ile Osmanlı saltanatı arasındaki ilişkileri kuvvetlendirmek amacıyla kuruldu. Çalışmaları Hürriyet ve İtilaf fırkasınca desteklendi. Asıl amacı, ulusal direniş girişimlerini yok etmektir.

     

    Ulusal Cemiyetler

     

    Ortak özellikleri

    1-Bölgesel amaçlarla kurulmuşlardır.

    2-Yayın yoluyla bulundukları bölgelerde, Türklerin çoğunlukta olduklarını dünya kamuoyuna duyurarak işgallerin haksızlığını savunmuşlardır.

    3-İşgalleri ve azınlık faaliyetleri engellemek amacıyla kurulmuşlardır.

    4-Birbirlerinden kopuk ve bağımsız hareket etmişlerdir.

    5-Gerekirse silahlı mücadele başvurma kararı almışlardır.

    6-Ulusal bilincin gelişmesine, yayılmasına, canlı tutulmasına kaynak olmuşlardır.

    7-Sivas kongresinde (7 Eylül 1919) Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşerek ulusal nitelik kazanmışlardır.

    a-Trakya Paşaeli Cemiyeti:

    Edirne merkezidir. Trakya ve Marmara’nın Yunanistan’a verilmesini önlemeye ve bölgedeki azınlıkların yıkıcı faaliyetlerini engellemeye çalışmışlardır. Silahlı direniş hazırlıkları yapmıştır.

    b-İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti:

    İşgalden önce İzmir’de kurulan bu cemiyet, İzmir’in ve Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesini engellemeye çalışmış, düşman işgaline silahla karşı koymayı ilke olarak kabul etmiştir. Bölgesel direnme kuruluşlarına silah, cephane sağlamakta yardımcı olmuştur.

    Cemiyet ismini İzmir’in işgal edileceği haberinin alınması üzerine “İzmir Reddi İlhak Cemiyeti” olarak değiştirmiştir.

    c-Kilikyalılar Cemiyeti:

    İstanbul’da kuruldu. Amacı, Adana ve çevresindeki düşman işgallerine karşı, direniş hareketlerini teşkilatlandırmaktır.

    d-Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti:

    Trabzon ve çevresinin Rumlara verilmesini ve Pontus Rum devletinin kurulmasını önlemek için kuruldu.

    e-Şark İlleri Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti:

    Genel merkezi İstanbul’da olan bu cemiyet Erzurum ve Elazığ’da şubeler açmıştır.

    Doğu illerimizin Ermenilere verilmesini engellemek amacıyla kuruldu.

    Ermeniler lehine yapılan propagandaları engellemek için çalışmıştır.

    Hiçbir şekilde göç edilmemesini, Doğu Anadolu’nun tarihi ve kültürü ile Türk yurdunun ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyordu.

    Daha sonra Erzurum Kongresinin toplanmasını sağlamıştır.

     

    Ulusal Varlığa Zararlı Cemiyetler

    Ulusal Cemiyetler

    1-Azınlıkların kurduğu zararlı cemiyetler

    a-Mavi Mira derneği

    b-Pontus-Rum derneği

    c-Ermenilerin kurduğu cemiyetler

    (Hınçak ve Taşnak cemiyetleri)

    a-Trakya Paşaeli Cemiyeti

    b-İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti

    (İzmir Reddi İlhak Cemiyeti)

    c-Kilikyalılar Cemiyeti

    d-Trabzon Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti

    e-Şark İlleri Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti

    2-Türklerin kurdukları zararlı cemiyetler

    a-Sulh ve Selameti Osmaniye Fırkası

    b-Kürt Teali Cemiyeti

    c-Teali İslam Cemiyeti

    d-Wilson Prensipleri Cemiyeti

    e-İngiliz Muhipler (sevenler) Cemiyeti

     

    Kurtuluş Savaşı

     

    Kurtuluş Savaşı

    Nutuk 15-20 Ekim 1927’de Cumhuriyet Halk Fırkasının Ankara’daki ikinci kongresinde okunmuştur.

     

    A-Hazırlık Dönemi

     

    1-Kuvayi Milliye Hareketi

     

    a-Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşından yenik ayrılmıştır.

    b-Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalamıştır.

    c-Ordunun büyük bir kısmı terhis edilmiş, elinden silahları alınmış, vatan savunma gücünden yoksun bırakılmıştır.

    d-Osmanlı Hükümeti, bu olumsuz gelişmeler karşısında kayıtsız kalmış, işgal devletleriyle işbirliğine gitmiştir.

    Bu sebepler milletin tepkisine yol açmış Kuvayi Milliye’nin (Ulusal Kuvvetlerin) oluşmasına neden olmuştur.

    Vatanı koruma ve bağımsız yaşama duygusunu harekete geçirdi. Ulusal derneklerin miting ve yayın yoluyla, mahalli kurtuluş birliklerinin silahlı, işgal kuvvetlerine karşı başlattıkları direnme hareketlerine Kuvayi Milliye Hareketi denir. Bu hareketin özel amacı sadece belli bir bölgenin kurtarılmasına yöneliktir.

    Kuvayi Milliye Birlikleri

    a-Düzenli bir ordu niteliğine sahip değildi. Eli silah tutan herkesin katıldığı küçük silahlı gruplardı.

    b-Düşman ordusunu yıpratarak ilerleyişlerini yavaşlatmışlardır.

    c-İçinde önceden dağıtılmış ordu mensupları ve her kesimden halk vardı.

    d-Düzenli ordu kurulması aşamasına kadar askeri boşluğu doldurmuşlardır.

    e-TBMM’ye karşı çıkan ayaklanmaların bastırılmasında etkin rol oynamışlardır.

    f-Ulusal bilincin uyandırılmasını sağlamışlardır. Ortak düşünce, vatan topraklarını savunmak ve Türk ulusunu onuruyla yaşatmaktı.

    Not: Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra 1918’de Trakya’nın yunanlılarca işgaline karşı koymak amacıyla “Trakya Paşaeli Cemiyeti” kuruldu. Bu dernek, düşman hareketlerine karşı kurulan ilk hareketi oluşturmuştur. İzmir’in işgalinden sonra ise bu tür dernekler ve silahlı direnişçilerin sayıları artmış, bunların tümüne “Kuvayi Milliye” denilmiştir.

     

    2-Batı Cephesinin Kurulması

     

    Yunanlılar İzmir’i işgal ettikten sonra; Yunan birlikleri Menemen, Manisa ve Turgutlu’ya girdiler. Milli kuvvetlerin direnmesiyle karşılaştıkalrı için daha fazla ileriye gidemediler.

    Güneye doğru ilerleyen düşman kuvvetleri Aydın ve Nazilli’ye girmişlerdir.

    Bir yandan da denizden çıkardıkları kuvvetlerle Ayvalık’ı işgal etmişlerdir.

    Menemen üzerinden hareket eden düşman birlikleri Bergama’yı işgal etti.

    Düşmana karşı direnmenin giderek artması, bazı bölgelerde zafer sayılabilecek başarıların kazanılması, ulusal bilincin güçlenmesine yardımcı olmuştur. 1919 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Balıkesir ve Alaşehir ‘de toplanan Milli kongrelerle Batı Anadolu’daki Kuvayi Milliye birliklerinin insan ve malzeme açısından desteklenmesine ve ortak bir cephe oluşturulmasına çalışılmıştır.

    Bu çalışmalar sonucunda Yunanlılar karşısında Ayvalık kıyılarından başlayıp Soma, Akhisar, Salihli, Nazilli kasabalarının batısından geçen bir hat üzerinde ulusal bir cephe (Batı Cephesi) oluşturulmuştur.

    Sivas Kongresinde alınan karar sonucu 9 Eylül 1919’da Ali Fuat (Cebesoy) Paşa Batı Anadolu’daki Kuvayi Milliye birliklerine komutan olarak atanmıştır.

     

    3-Mustafa Kemal’in Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919)

     

    Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından TBMM’nin açılışına kadar geçen süre ulusal mücadelenin hazırlık dönemini oluşturur ve kongreler dönemi olarak adlandırılır.

    Mustafa Kemal; İstanbul’un resmen olmasa da işgal altında bulunmasından dolayı kurtuluşun ancak Anadolu’da gerçekleştirileceğine inanıyordu.

    30 Nisan 1919’da 9.Ordu müfettişliğine atanan Mustafa Kemal’in padişahça bu göreve getirilmesinin nedenleri şunlardır.

    1-Birinci Dünya Savaşına Osmanlı Devletinin girmesine neden olan İttihatçı asker kadro ile ters düşmesi ve bu kadroyu eleştirmesi

    2-İstanbul’a geldikten sonra padişah ve çevresinde güven verici bir izlenim bırakması, o dönemin ünlü komutanlarından biri olması

    3-İstanbul hükümetinin, Doğu Karadeniz’de Pontuscu rumlara karşı sivil direnişçilerle birleşen askerler üzerinde Mustafa Kemal’in caydırıcı bir etki yapacağını düşünmesi

    Mustafa Kemal’in gerçekleştirmek istediği temel amaç nedir?

    Türk halkını, tehlikelere karşı uyarıp halkı örgütlemek ve bağımsızlık mücadelesini başlatarak kayıtsız şartsız ulus egemenliğine dayanan bağımsız bir Türk Devleti kurmaktır.

    Bölgedeki tüm askeri ve sivil makamlara emir verme yetkisi olan Mustafa Kemal Samsun’da;

    a-Bütün yurttaki orduların ve silahların anlaşma devletlerine teslimini engellemeye çalıştı.

    b-Müdafaa-i Hukuk gruplarıyla ilişki kurarak “bölgesel kurtuluş” görüşünü ulusal bir niteliğe ve birliğe yükseltmeye çalıştı.

     

    19 Mayıs-25 Mayıs 1919 tarihleri arasında Samsun’da kalan Mustafa Kemal, İngilizlerin denetimindeki bir şehirde istediklerini yapamayacağı için 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti. Burada;

    1-Anadolu’da dağınık bulunan birliklerin komutanlarını kendisine bağladı.

    2-Ateşkes hükümlerine göre askerlerin terhislerini önlemeye çalıştı.

    3-Yurdun her köşesinde mitingler düzenlettirme yolunda buyruklar verdi.

    4-Yapılacak mitinglerde azınlıklara kötü davranılmamasını istedi.

    Mustafa Kemal Paşa, hem ordunun hem de ulusun savaşa hazır hale getirilebilmesi amacıyla çeşitli komutanlarla (Erzurum-Kazım Karabekir, Sivas-Rıfat Bele, Ankara-Ali Fuat Cebesoy) görüş birliğine varmıştır.

     

    4-İşgallere Karşı İlk Direniş

     

    İşgal kuvvetlerine karşı ilk direniş Güney cephesinde Dörtyol’da başladı. 19 Aralık 1918 halk, Fransızlara silahla karşı koydu.

     

    5-Amasya Genelgesi – 22 Haziran 1919

     

    12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçen Mustafa Kemal, burada hazırladığı genelgeyi tüm valiliklere ve ordu komutanlıklarına göndermiştir. Genelgenin halk üzerindeki etkisini artırmak amacıyla Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy’a da imzalatmıştır.

    Mustafa Kemal bu genelge ile, ülkenin içinde bulunduğu durumu, İstanbul hükümetinin tutumunu, bu durumdan nasıl kurtulabileceğimizi ve yapılacak işleri şöyle belirlemiştir:

    1-Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

    2-İstanbul’daki hükümet üstlendiği sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi göstermektedir.

    3-Ulusun bağımsızlığını yine ulusun dayanma gücü ve kararlığı kurtaracaktır.

    4-Ulusun durumunu gözden geçirmek ve hak isteyen sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir ulusal kurulun varlığı gereklidir.

    5-Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.

    6-Bunun için tüm illerin her bölgesinden ulusun güvenini kazanmış üç delegenin seçilerek olabildiğince hızla yetişmek üzere, hemen yola çıkarılması gerekmektedir. Her olasılığa karşı, durumun ulusal bir sır olarak saklanması gereklidir.

    7-Ulusal kongreye katılacak delegelerin seçimini Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak dernekleri ile belediyeler yapacaklardır.

    8-Askeri ve ulusal birlikler hiçbir biçimde dağıtılmıyacaklardır.

     

    Önemi:

    1-Kurtuluş Savaşının amacını, gerekçesini ve yöntemini açıklamıştır.

    Amacı: Yurdu kurtarmak

     

    Gerekçe ve yöntemi: İstanbul hükümetinin görev yapmaması nedeniyle ulusun kendi kendini kurtarmak zorunda olması

    2-Kurtuluş savaşı için atılmış ilk önemli adım olup, Türk ulusu ilk kez hem Anlaşma devletlerine hem de Osmanlı hükümetine karşı ayaklanmaya davet edilmiştir. Bir “ihtilal beyannamesi” niteliğindedir.

    3-Türk halkına, ulusal egemenliğine kavuşması için yapılan bir çağrıdır. İlk kez ulusal egemenlik ilkesinden söz edilmiştir.

    4-Kurtuluş çalışmaları için ulusal kurulun gerektiği, kongreler yoluyla örgütlenme kararlaştırılmıştır. Çözümler önerilmiştir.

    İngilizlerin baskısı sonucunda 23 Haziran’a Mustafa Kemal 9. Ordu müfettişliğinden alınmış ve kendisiyle hiçbir ilişkiye girilmemesi, sözünün dinlenmemesi bütün ülkeye duyurulmuştur.

    Mustafa Kemal 8-9 Temmuz 1919’da askerlik mesleğinden ayrıldığını İstanbul’a bildirmiştir.

     

    6-Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919)

     

    Mondros Ateşkes Antlaşmasının bir maddesine göre, Doğu Anadolu’daki altı ilde karışıklıklar çıktığı takdirde bu yerler işgal edilebilecekti. Bu maddede asıl amaç, Doğu Anadolu’da Ermenilere yurt sağlamaktı.

    Doğu illerinin haklarının savunulması gerekiyordu. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bu amaçla kuruldu. Cemiyet oluşacak tehlikelere karşı mücadelenin yöntem ve hedeflerini belirlemek için bir kongre toplamaya karar verdi.

    Bitlis, Erzurum, Sivas ve Trabzon delegelerinin katılmasıyla toplanmıştır. 23 Temmuz 1919‘da toplanan kongre Mustafa Kemal’i Kongre başkanlığına seçti. 14 gün süren kongrede bir “tüzük” ile bir “bildiri” hazırlandı. Alınan kararlar:

    1-Ulusal sınırlar için vatan bir bütündür, bölünemez.

    2-Ne türlü olursa olsun, yabancıların topraklarımıza girmesine ve işlerimize karışmasına karşıyız. Ve Osmanlı hükümetinin dağılması halinde , ulus birlikte direnecek ve yurdu savunacaktır.

    3-Yurdun ve bağımsızlığının korunmasına ve güvenliğin sağlanmasına İstanbul hükümetinin gücü yetmezse, amacı gerçekleştirmek için, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri ulusal kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsilciler kurulu yapacaktır.

    4-Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak temel ilkedir.

    5-Hıristiyan azınlıklara siyasal egemenliğimizi ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.

    6-Yabancı devletlerin koruyuculuğu ve güdümü kabul edilemez.

    7 Ağustos 1919’da kongre Mustafa Kemal başkanlığında, dokuz kişilik bir temsil heyetini seçerek çalışmalarına başladı.

     

    Önemi:

    1-Ulusal sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu ve milli güçlerle ulusal egemenliğin sağlanması gerektiği ilk defa Erzurum kongresinde kararlaştırılmıştır.

    2-Amacı, toplanış şekli, niteliği bakımından bölgesel olmakla beraber işgallere karşı, yurdun her yanında mücadele edilmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Bu nedenle, ulusal nitelikli, ulusal egemenliğin gerçekleştirilmesini esas alan ilk kongredir.

    3-İlk kez yeni bir devletin kurulması düşüncesi belirtilmiştir.

    4-İlk kez manda ve himaye fikri reddedilmiş, ilk kez yabancı ve azınlıklara ayrıcalıklar verilmeyeceği açıklanmıştır.

    5-Sivas kongresine ışık tutmuş, ana ilkeleri saptayarak yaygınlaştırmış, Misak-ı milli kararlarına öncülük etmiştir.

     

    7-Balıkesir Kongresi (26-30 Temmuz)

     

    Toplanış amacı ve aldığı kararlar bakımından bölgesel bir kongredir. Yunanlılara karşı mücadele etmek amacıyla toplanmıştır. Ege Bölgesindeki direnişin örgütlenmesinde etkili olmuş, padişaha bağlılık bildirilmiştir. Amasya genelgesini onaylamıştır.

     

    8-Alaşehir Kongresi (15-25 Ağustos 1919)

     

    Balıkesir ve Erzurum kongresi sonuçlarını görüşmek için toplanmıştır. Bölgesel nitelikte bir kongredir.

    1-Amasya Genelgesi kararlarına uyulması onaylanmıştır.

    2-Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek, silahlanma, askere alınma gibi her türlü işlem yapılacaktı.

    3-Gerekirse anlaşma devletlerinden de yardım istenecekti.

    4-Sivas kongresi katılma konusunda kongre üyeleri pek olumlu düşünmemiştir.

     

    9-Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

     

    Amasya Genelgesinde alınan karar doğrultusunda Eylül’de çalışmalarına başladı.

    Sivas kongresinde;

    1-Vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının sağlanması konusunda, Erzurum kongresinde alınmış olan kararlar aynen kabul edildi.

    2-Türk vatanının parçalanmasını önlemek için Anadolu ve Rumeli’de etkin olan direniş örgütleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilmiştir.

    3-Kongre Mustafa Kemal’in başkanlığında bir Temsil Heyeti seçerek çalışmalarını tamamladı. Temsil Heyeti’ne, kongre adına görev yapma yetkisi verildi.

    4-Yayın yoluyla propaganda için İrade-i Milliye Gazetesinin çıkarılması kararlaştırılmıştır.

    5-Padişah tarafından kapatılan Osmanlı Mebuslar Meclisinin toplanmasına çalışılacağı belirtilmiştir.

    6-Batı Anadolu’da Kuvayi Milliye komutanlığına Ali Fuat Paşa getirilmiştir.

     

    Önemi:

    1-Ulusal derneklerin birleştirilmesiyle kuvvetlerin bir merkezden aynı amaç doğrultusunda yönlendirilmesi sağlandı.

    2-Bağımsızlık için manda gibi isteklerden vazgeçilmiştir.

    3-İstanbul’daki hükümetin tutumuna karşı kesinlikle cephe alınmış ve padişaha Meclis-i Mebusan’ı toplaması için baskıda bulunulmuştu.

    4-Sivas Kongresi amacı, toplanış biçimi ve aldığı kararlarla ulusal bir kongredir.

    5-Temsil Heyetini oluşturarak TBMM açılana kadar, Anadolu hareketini yürütme görevini üstlenmiştir.

    6-Ali Fuat Paşanın atanmasıyla ilk kez yürütme gücünü kullanmıştır.

    7-Taşıdığı özellikleriyle milli egemenliğin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atmıştır.

    8-Sivas Kongresinde Temsil Heyetinin sayısı 16 kişiye çıkarılarak “Heyet-i Temsiliye vatanın Heyet-i Umumiyesini temsil eder.” kararı alındı.

     

     

     

     

    10-Osmanlı Hükümetleri ve Temsil Heyeti

     

    Mustafa Kemal İstanbul’da yasal bir hükümet kuruluncaya kadar Anadolu ile İstanbul’un resmi haberleşmesinin kesilmesini emretti. Hükümetle ilgili yazışmaların Sivas’taki Temsil Heyeti ile yapılmasını ilgililere bildirdi. Bunun üzerine fazla direnemeyen Damat Ferit Paşa, istifa etmek zorunda kaldı. 4 Ekim 1919’da yerine Ali Rıza Paşa atandı. Böylece Sivas Kongresinde öngörülen hedeflerden biri gerçekleşmiş oluyordu.

     

    11-Amasya Görüşmesi (20-22 Ekim 1919)

     

    Amasya Görüşmeleri İstanbul Hükümetinin temsilcileriyle Anadolu arasında geçmiştir. Şu konularda anlaşmaya varıldı.

    1-Türk vatanının bağımsızlığı ve bütünlüğü korunacaktır.

    2-Müslüman olmayan topluluklara siyasi egemenlik ve sosyal dengemizi bozacak nitelikteki haklar verilmeyecektir.

    3-Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hukuki varlığını İstanbul hükümeti tanıyacaktır.

    4-Mebuslar Meclisi, Anadolu’da İstanbul hükümetinin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanacaktır. Milletvekili seçimi serbest ve müdahalesiz yapılacaktır.

    Önemi:

    1-İstanbul hükümetinin, Anadolu hareketini tanıdığını gösteriyor.

    2-Mustafa Kemal, Temsil Heyeti’ni yeni bir devletin hükümetiymiş gibi Osmanlı Hükümetinin karşısında oturtmuş ve isteklerinin çoğunluğunu kabul ettirmiştir. Temsil Heyetinin hem nüfuzunu hem de güvenilirliğini artırmıştır.

    3-O dönem kadar Anadolu’ya katılmakta tereddüt edenlerin kesin karar vererek, Anadolu hareketlerine katılmaları hızlanmıştır.

    Belirtilen kararları İstanbul Hükümeti kabul etmedi.

     

    12-Temsil Kurulunun Ankara’ya Gelmesi (27 Aralık 1919)

     

    Meclise katılacak mebuslarla görüşmek üzere Ankara’ya giden Atatürk, bu arada Temsilciler Kurulu’nun Sivas’tan Ankara’ya taşınmasına karar verdi.

    Ankara’nın merkez seçilme nedenleri:

    1-Anadolu’nun her yeriyle haberleşme ve ulaşımın yeterli olması

    2-İstanbul’a yakın olması, hükümet çalışmalarının kolayca izlenebileceği

    3-Cephelere yakın olması, Kuvayi Milliye ile iletişim sağlayabilecek konumda olması

    4-Ankara henüz işgale uğramamış güvenli bir konumdaydı.

    Ankara ulusal mücadelenin merkezi oldu. Burada alınan kararlar yurdun her tarafında yankılanmaya, bağımsızlık savaşı da adım adım amacına ulaşmaya başladı.

     

    13-Meclisi-i Mebusan’ın Açılması

     

    Seçimler yapılıyordu. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin adayları her yerde kazanıyordu. Mustafa Kemal Erzurum milletvekili seçilmiştir.

    Mustafa Kemal, Meclis-i Mebusan’dan Müdafaa-i Hukuk grubunun oluşmasını ve İstanbul’a gitmemesine rağmen kendisinin meclis başkanı seçilmesini istemiştir. Böylece Anadolu’daki ulusal hareketin Meclisi Mebusana egemen olduğu anlatılmış olacak ve Müdafaa-i Hukuk grubunun öncülüğünde yurdun kurtarılması için kararlar alınacaktı.

    Meclis 12 Ocak 1920’de toplandı.

    Mustafa Kemal başına getirilmemiş, Müdafaa-i Hukuk grubu yerine “Felah-ı Vatan” (Vatanın Kurtuluşu) grubu oluşmuştur. Reşat Hikmet Bey de meclis başkanlığına seçildi.

    28 Ocak 1920’de “Misak-ı Milli” (Ulusal And) kabul edildi.

    Not: Misak-ı Milli, Amasya Genelgesinden beri yapılan hazırlıkların, oluşan bilincin son Osmanlı Parlamentosu’nda benimsenmesidir.

     

    Misak-ı Milli’nin kapsamı:

     

    1-30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalandığı andaki sınırlar esas alınarak kabul edilecektir. Düşman kuvvetlerinin işgali altında bulunan, çoğunluğu Arap olan yerlerin kaderi, ora halkının serbestçe vereceği karara bağlı kalacaktır.

    2-Halkın oyu ile Anavatana katılan Kars, Ardahan, Artvin için gerekirse tekrar oylama yapılacaktır.

    3-Batı Trakya’nın hukuki durumu, ora halkının serbestlikle beyan edeceği oya uygun olacaktır.

    4-İstanbul ve Marmara her türlü tehlikeden uzak tutulursa, boğazların dünya ticaretine açılması mümkün olacaktır.

    5-Azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki müslüman halkın haklarının korunması koşuluyla kabul edilecektir.

    6-Milli ve ekonomik gelişmemizi sağlamak amacıyla, tam bir bağımsızlık sağlanması gerekir. Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır. Bunlar kabul edilmezse barış yapmak imkansızdır.

     

    Önemi:

     

    1-Milli ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırları belirlenmiştir.

    2-Kongrelerde belirlenen ulusal isteklerin Osmanlı Parlamentosuna yansımasıdır. Bu bakımdan Anadolu hareketinin ilk büyük siyasal zaferidir.

    3-Kars, Ardahan, Artvin, Batı Trakya ve Arap topraklarında halk oylamasının yapılması önerilerek, tartışma konusu olan topraklarda, sorunların barışçı yollarla çözümünden yana olunduğu gösterilmiştir.

     

    Misak-ı Milli’nin sonuçları:

     

    1-Alınan kararlar, Anlaşma Devletlerini kızdırdı. İstanbul hükümetine karşı baskılarını artırdılar.

    2-Ali Rıza Paşa hükümeti görevden ayrıldı, yerine Salih Paşa hükümet kurdu.

    3-Kararın geri alınması için milletvekillerine baskı yaptılar. Milletvekillerini tutukladılar.

    4-16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal ettiler.

     

    14-İstanbul’un İşgali (16 Mart 1920)

     

    Sonuçları:

    1-İstanbul’dan kaçan milletvekilleri, asker, yazar ve memur Ankara’ya gelerek ulusal mücadeleye güç kattılar. TBMM’nin toplanması için haklı bir neden ve ortam hazırlandı.

    2-Salih Paşa görevinden çekildi, yerine Damat Ferit Paşa tekrar atandı.

    3-Osmanlı Mebuslar Meclisi padişah tarafından 11 Nisan 1920’de kapatıldı.

    4-Kuvayi Milliye hareketine karşı Kuvayi İnzibatiye (Halifelik Ordusu) oluşturuldu.

    5-Saltanat ve halifelik yanlıları bu kurumları kurtarabilmek için ulusal mücadeleyi desteklemeye başladılar.

    6-Ulusal mücadeleye karşı bir fetva yayınlandı. (4 Mayıs 1920)

    7-Bu işgalle beraber Osmanlı Devleti tarihe karıştı. Bu durum Lozan’da tüm devletlerce kabul edildi.

    Not: Mustafa Kemal, İstanbul’un işgali üzerine ilk önlem olarak, bütün illere ve komutanlara gönderdiği telgraflarla, Hıristiyan halka karşı bir tepki olmamasını sağladı. İşgali İstanbul’daki elçilikler nezdinde protesto etti. İşgalci güçlerin yayınladığı bildirilerin de telgrafhanelerden geri çevrilmesini sağladı.

     

    TBMM’nin Açılması (23 Nisan 1920)

     

    TBMM 23 Nisan 1920’de Ankara’da kurulmuştur.

    Bu meclisin temeli Erzurum kongresinde atılmış, Sivas kongresinde de Milli Meclis kurulması yolunda karar alınmıştır.

    • Meclisin açılmasıyla Temsil Kurulunun görevi sona ermiştir.
    • Kapatılan Meclis-i Mebusan’ın üyelerinden bir kısmı da yeni meclise üye olarak kabul edilmişlerdir.
    • Meclis başkanlığına Mustafa Kemal seçilmiş, onun teklifiyle Meclis aşağıdaki kararları almıştır.

    1-Hükümet kurmak gereklidir.

    2-Geçici bir hükümet başkanı tanımak ya da padişah vekili atamak doğru değildir.

    3-Mecliste beliren milli iradenin yurdun alın yazısına doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir. TBMM’nin üzerinde bir kuvvet yoktur.

    4-Yasama ve yürütme görevleri TBMM’ye aittir.

    5-Meclis içerisinden seçilecek olan bir kurul, hükümet görevi görür. Meclis Başkanı da hükümet başkanıdır.

    6-Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtarıldığı zaman, meclisin koyacağı yasal kurallar uyarınca durumunu alır.

     

    Kararların önemi:

    1-“Hükümet kurmak gereklidir. maddesi ile Meclis kuruculuk niteliğinin bulunduğunu göstermiştir.

    2-İkinci madde ile devamlılığını belirtmiştir.

    3-“TBMM üstünde bir kuvvet yoktur. maddesi ile İstanbul hükümetinin hukuken yık saymış, millet iradesi hakim kılınmıştır.

    4-TBMM önce yasama ve yürütme sonra da “gaflet, hıyanet” içinde bulunanlara karşı çıkarılan Hıyaneti-i Vataniye Kanunu ile yargı gücünü aldı. Buna “Güçler Birliği” ilkesi denir.

    5-Bir ihtilal meclisidir. Millet iradesine dayandığı ve milli egemenlik ilkesini esas aldığı için demokratik karakterde ve yapıdadır.

    6-İlk zamanlarda, ulusal birliğin bozulmasını önlemek, padişah ve halife yanlılarını da mücadeleye çekmek amacıyla TBMM bu kurumların durumlarını askıya almış ve her türlü tartışmanın dışında tutmuştur.

    7-23 Nisan 1920’de açılıp, 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesine kadar görev yapan meclise I.TBMM denir.Hem millet egemenliğini geliştirmiş hem de Kurtuluş savaşını yönetmiştir.

  • I.Meclis inkılap olarak sadece saltanatı kaldırmıştır.

     

    TBMM ile İstanbul Hükümeti Arasındaki Mücadele

     

    TBMM ve Anadolu’da kurulan düzeni yıkmak isteyen Damat Ferit, amacına ulaşmak için her türlü yola başvurmuştur. Bunlardan birincisi halkı ayaklandırarak TBMM’yi güçsüz ve yetkisiz bir duruma düşürmek ve etkisiz kılmaktı. İkincisi ise, işgalci devletlerle hemen bir antlaşma yapmaktı. Böylece savaş hali sona ermiş sayılacak, halk yeni bir savaş için uğraşan Mustafa Kemal’i Takip etmeyecek ve çabaları boşa gidecekti.

     

    TBMM’ye Karşı Ayaklanmalar

     

    Doğrudan İstanbul Hükümetince Yürütülen Ayaklanmalar

    • Anzavur ayaklanması
    • Kuvayi İnzibatiye ayaklanması

    İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletlerinin Kışkırtmasıyla Çıkan Ayaklanmalar

    • Bolu, Düzce, Hendek; Adapazarı ayaklanmaları
    • Yozgat ayaklanması
    • Afyon ayaklanması
    • Konya ayaklanması
    • Milli Aşireti ayaklanması
    • Azınlıkların çıkardığı ayaklanmalar
    • Kuvayi Milliye yanlısı olup saha sonra ayaklananlar
    • TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Tedbirler

     

    TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Tedbirler

     

    TBMM varlığını tehdit eden bu ayaklanmaların İstanbul hükümeti ve işgal devletleri tarafından çıkarıldığını biliyordu. Bu nedenle de önlemleri de bunlara yönelik almıştır.

    a-İstanbul ile her türlü resmi ilişkilerin ve haberleşmenin kesilmesi

    b-İstanbul hükümetinin tüm işlemlerin yok sayılması

    c-Şeyhülislamın halkı kışkırtıcı nitelikteki fetvalarına karşılık, Ankara müftüsü (Rıfat Börükçü) nün gerçek vatan hainlerinin İstanbul hükümetinin başında bulunanlar olduğuna ilişkin fetvalarının yayınlanması

    d-TBMM ayaklanmaları önlemek ve gücünü artırmak için 29 Nisan 1920’de Hıyanet-, Vataniye kanununu çıkarmıştır.

  • TBMM, ulusu temsil üstün bir güç olduğundan, ona karşı ayaklananlar sözle bile olsa varlığını inkar edenler vatan haini sayılacak ve cezalandırılacaktı.
  • İstanbul’dan gelen hiçbir evrak kabul edilmeyecek ve geri gönderilecektir. Buna uymayanlar vatan haini sayılacak ve cezalandırılacaktır.

    Bütün bunlar, yeni bir devlet düzeninin kurulduğunun işaretleri olduğu gibi, İstanbul’un Ankara üzerindeki yıkıcı etkilerini silmeye yönelik tedbirlerdir.

  • Ayaklananları yargılayıp cezalandırabilmek amacıyla TBMM milletvekilleri arasında seçilecek kişilerin oluşturduğu İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur.

    Ayaklanmaların bastırılmasında önemli rol oynayan İstiklal Mahkemeleri düzenli ordunun kurulmasında etkili olmuş, Meclis otoritesini sağlanmış, Cumhuriyet ilkelerinin yerleştirilmesinde de çok önemli rol oynamıştır.

     

    Sevr Barış Antlaşması (10 Ağustos 1920)

     

    Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde yenen devletler, yenilen devletlere ağır koşullarda antlaşmalar imzalatırken, Osmanlı Devleti ile ateşkes antlaşması imzalamakla yetinmişlerdir. Ancak 10 Ağustos 1920’de Sevr Barış Antlaşması imzalanmıştır.

    İtilaf devletlerinin aralarında anlaşmazlıklar olmasına rağmen bu antlaşmanın imzalanma nedenleri:

    1-TBMM’nin açılması. Yeni Türk Devletinin kuruluşunun 30 Nisan 1920’de dünyaya duyurulması

    2-Anadolu hareketinin güçlenmesi karşısında İstanbul hükümetinin varlığını sürdürebilmek amacıyla anlaşma devletleriyle hemen bir barış anlaşması imzalayarak Anadolu Hareketine son vermek istemesi

    3-Anlaşma devletlerinin Anadolu hareketinin güçlenmesi üzerine kendi anlaşmazlıklarının bir kenara bırakmaları

    4-İngiltere’nin desteklediği Yunan kuvvetlerinin 22 Haziran 1920’de Bursa-Uşak çizgisini aşarak Batı Anadolu’da işgallere başlaması, Trakya’yı işgal etmeleri üzerine Osmanlı yöneticilerinin telaşa düşmesi

    Barış imzalanırsa; savaş sona erecek, halk rahat edecek, Mustafa Kemal de yalnız kalacaktı.

    Osmanlı tarihinin kara lekesi olan Sevr Barış Antlaşması 10 Ağustos 1920‘de Damat Ferit Paşa tarafından imzalandı.

     

    Anlaşmanın koşulları

     

    1-Boğazlar bütün devletlere daima açık olacak, Türklerin bulunmadığı bir komisyon tarafından yönetilecekti.

    2-Ege Bölgesinin büyük bir bölümü ile Doğu Trakya Yunanlılara verilecekti.

    3-Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermenistan ve Kürdistan isimli iki devlet kurulacaktı.

    4-Antalya ve Konya dahil İç Batı Anadolu İtalya’ya verilecekti.

    5-Adana’dan Sivas’a kadar İç Anadolu Fransızlara ait olacaktı.

    6-Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Suriye, Irak, Arabistan Fransızlarla İngilizler arasında paylaşılacaktı.

    7-İç güvenliği sağlamak için 50.000-70.000 kişilik ordu bulundurulabilecek ancak ağır silahlar olmayacaktı.

    8-Ekonomik, adli ve mali kapitülasyonlar galip devletlerin çıkarına yeniden düzenlenecek, azınlıklara geniş haklar verilecekti.

    9-Osmanlı Devleti anlaşmaya uymazsa, İstanbul elinden alınacaktı.

     

    Özellikleri

     

  • Osmanlı Devletini fiilen sona erdirmiştir.
  • Osmanlı Devletinin imzaladığı son antlaşmadır.
    • Osmanlı parlamentosunun onayından geçmediği için Kanun-i Esasiye ters düşmüştür. Osmanlı Parlamentosu yurdunun parçalanmasına razı olmayarak Misak-ı Milliyi kabul etmişti. Padişah anlaşmayı imzalayarak milli iradeye de karşı geliyordu.
  • TBMM ve Türk halkı tarafından kabul edilmediği için yürürlüğe girmemiştir.

     

    Sevr’e Karşı Tepkiler

     

    Sevr Barışına TBMM’nin tepkisi çok daha büyük olmuştur.

    1-TBMM, 19 Ağustos 1920’de yaptığı toplantıda, Sevr Barışını imzalayanları ve onaylayanları vatan haini ilan etmiştir.

    2-Sevr Barışını kesinlikle tanımadığını tüm ilgili devletlere bildirmiştir.

    3-Padişah ve Osmanlı yöneticilerinin vatan haini olduklarının anlaşılması halkın direnme gücünü kamçılamış ve ulusal mücadeleye katılım hız kazanmıştır.

     

    İstiklal Mahkemelerinin Kurulması

     

    Olağanüstü yetkiler taşıyan İstiklal Mahkemeleri Hıyaneti Vataniye Kanunu ile 18 Eylül 1920’de kurulmuştur.

    1949’da İstiklal Mahkemelerinin kuruluşunu oluşturan kanun kaldırılmıştır.

     

    Düzenli Ordunun Kurulması

     

    Osmanlı İmparatorluğunda ordu gerilemiştir. Modern esaslara dayanan ordu II.Mahmut tarafından kuruldu. Kurulan bu ordu XIX. Yüzyıldaki yenilik hareketlerine öncülük etti. II.Meşrutiyet ordunun eseridir.

    8 Kasım 1920’de TBMM ile kurulan devletin buyruğunda Ordu, tekrar örgütlendirilmiştir. Gücünü ulusal egemenlikten alan ordu Kurtuluş Savaşını başarıyla tamamlayacaktır.

     

    Düzenli ordu kurulmasının sebepleri

    1-Kuvayi Milliye birliklerinin askerlik yeteneğinden yoksun olması otorite altına alınamaması

    2-Olumsuz çalışmaları sonucunda halkın, Kuvayi Milliye birliklerine güven duygusunun azalması

    3-Yunan ilerleyişini durdurulamaması Batı Anadolu’nun büyük bir kısmının Yunanlıların eline geçmesi

    Mustafa Kemal Paşanın TBMM’de yaptığı konuşmalar sonuç verdi. Batı cephesi yeni ordunun ihtiyaçlarına göre Çerkez Ethem birlikleri dışında yeni baştan düzenlendi. Güneyde Kuvayi Milliye birlikleri Fransızlara karşı başarılıydı. Buradaki birlikler düzen ve disiplin altına alındı.

     

    Doğu Cephesi Ermeni Sorunu

     

    1878 Berlin antlaşmasından sonra İngiltere ve Rusya’nın çıkarları doğrultusunda Ermeni ayaklanmaları başladı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca Ruslar ülkelerinden getirdikleri Ermeni birliklerini Doğu Anadolu’da kullandılar. Osmanlı ülkesinde yaşayan Ermeniler de Rusların yanında yer almıştır. Doğu Anadolu’nun savunmasını zorlaştırdıkları için hükümet orada yaşayan Ermenileri bir başka yere göç ettirdi. (1915 Tehcir Yasası) Ermeniler Suriye ve Lübnan’a yerleştiler. Göç ettirilen Ermenilerin bir bölümü savaş hali, salgın hastalık ve asayişsizlik nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bu olay Ermeniler tarafından günümüze kadar kullanılmıştır.

    Wilson ilkelerinden hareketle batılı devletler ABD’nin mandasında Doğu Anadolu’da bir Ermenistan devletinin kurulmasını kararlaştırmışlardı. Amerikan senatosunun Ermenilerin Doğu Anadolu’da çoğunlukta bulunup bulunmadığını incelemek üzere gönderdiği General Harbord’un araştırması sonucunda Ermenilerin azınlıkta olduğu ortaya çıktı.

    Not: Birinci Dünya Savaşı sırasında yayınlanan Wilson ilkeleriyle ilk defa bağımsız bir Ermeni devletinden söz ediliyordu.

    Sevr antlaşmasında Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurulması maddesi yer almıştır.

     

    Ermenistan ile Savaş

     

    TBMM açılmadan önce Mustafa Kemal ile Kazım Karabekir, Ermeni saldırısını önlemek için gerekli tedbirleri alıyordu. TBMM açıldıktan Ermenistan saldırıları arttı. 1920 Haziranında TBMM Doğu cephesini kurdu. Komutanlığına da Kazım Karabekir getirildi.

    1-Ermeniler durdurularak Doğu Anadolu’dan atıldı.

    2-Batı Kuvayi Milliye birlikler Yunanlıların önünden çekiliyordu.

    3-Ermeniler 1920 Kasım ayı sonunda TBMM’ye barış için başvurdular.

    4-2-3 Aralık 1920’de Ermenilerle Gümrü Barışı imzalanmıştır. Barışa göre;

    a-Ermenistan bugünkü Doğu Anadolu sınırlarımızı tanıdı. Kars ve çevresi Türklere verildi.

    b-Ermenistan Cumhuriyeti Sevr Barışını geçersiz saydığını belirtiyordu.

    c-TBMM Doğu Anadolu’da yaşayıp da oradan geç eden Ermenilerin diledikleri takdirde 3 yıl içinde geri gelip eski yerlerine yerleşebileceklerini kabul ediyordu.

    d-Ermeniler Türkiye’ye karşı düşmanca davranamayacaklardı.

    e-Buna karşılık TBMM Hükümeti Ermenistan’a diledikleri takdirde askeri ve siyasal yardım yapacaktı.

    Önemi: TBMM’nin hem askeri hem de siyasal ilk başarısıdır.

     

    Sonuçları:

    1-TBMM Hükümeti Doğuda savaşı yürütmüş ve kazanmıştır. TBMM’nin varlığını kabul etmeyen Ermenistan bu tutumunu değiştirmiştir.

    2-Sevr barışını tanımadıklarını belirten Ermeniler kendilerine verilmek istenen Türk toprakları iddialarında vazgeçmişlerdir.

    3-TBMM içte ve dışta büyük saygınlık ve güç kazanmış, Doğu cephesi kapanmış buradaki güçler Batı cephesine kaydırılmıştır.

    4-TBMM Gümrü Barışı ile uluslararası varlığını ilk kez kanıtlamakta, TBMM ile kurulan devletin varlığını daha da pekiştirmektedir.

    5-Anlaşma metninde “Osmanlı Devleti” adı hiç geçmemekte TBMM’nin kurduğu devlet “Türkiye” adıyla belirtilmektedir.

    6-Doğu cephesinin kapanması İç Anadolu’da ayaklanmalarla, Batı Anadolu’da Yunanlılarla, Güneyde Fransızlarla çarpışan birlikleri rahatlatmıştır.

    Gümrü Barışından sonra Gürcistan ile de antlaşma yapıldı. Gürcistan’ın Mondros’tan sonra işgal ettiği Ardahan ve Artvin geri alındı. (23 Şubat 1921) Birkaç hafta sonra Batum’da bize geçti.

    Not:Batum sonradan Rusya’ya bırakılacaktır.

     

    Güney Cephesi

     

    Mondros’tan sonra Adana, Antep, Maraş ve Urfa bölgelerine İngilizler girmiş daha sonra buraları Fransızlara bırakmışlardır. İşgaller üzerine Türk halkının direniş başlayınca buraları kendi güçleriyle tutamayacaklarını anlayan Fransızlar Mısır ve Suriye’den Ermenileri getirerek onları teşkilatlandırıp Ermeni intikam alayları ve polis örgütü kurmuşlardır.

    Temsil Kurulu bölgedeki direnişi arttırmak ve halkı örgütlemek amacıyla bölgeye subaylar göndererek güneyde direniş cephesinin oluşmasını sağlamıştır.

    Not: Düzenli ordu güneyde görev almamıştır. Yöre halkı bölgesel güçleriyle Fransız ve Ermenilere karşı koymuşlardır. Maraş’ta Kuvayi Milliye’nin oluşmasında Sütçü İmamın Antep’te ise, Şahin Bey’in rolü olmuştur.

    Halkın yoğun direnişi sonucunda Maraş 2 Şubat 1920’de Urfa 10 Nisan 1920’de Fransız işgalinden kurtulmuştur. Antep on aylık bir savunmadan sonra teslim olmuştur.

    Sakarya Savaşından sonra Ankara antlaşmasını imzalayan Fransa Hatay ve İskenderun dışında bölgeyi terketmiştir.

     

    Batı Cephesinde Savaşlar ve Sonuçları

     

    Batı cephesinde Yunanlılara karşı mücadele verilmiştir. Düzenli orduların kullanıldığı bu cephede kazanılan başarılar Kurtuluş Savaşının bitimine kadar etkili olmuştur.

    Doğuda kazanılan başarılar, Güneyde Fransız ilerleyişinin yavaşlatılması ve pek çok kesimlerde durdurulması üzerine Kurtuluş Savaşı mücadelesi Batı cephesinde Türk-Yunan savaşına dönüştü.

    Batı cephesi komutanlığına İsmet Paşa getirildi. Batı cephesinin güney kesimlerinde de Rafet Paşa görevlendirildi.

    Yunanlılar, Ege Bölgesindeki rahat ilerleyişleri dolayısıyla Sevr Barışı ile kendilerine bırakılan yerlerle yetinmek istemiyorlardı. 1920 yılı sonlarında Yunanistan’da hem kral hem de hükümet değişmişti. Yeni kral “Megola İdea”yı gerçekleştirmek istiyor, bu nedenle Anadolu’da daha büyük parçayı almak istiyordu. Sevr’i mutlaka uygulatmak isteyen İngilizler de TBMM’ye gerekli baskıyı yapabilmek içim Yunanlıları yeni bir saldırıya kışkırtıyorlardı.

     

    I.İnönü Zaferi: 6-10 Ocak 1921

     

    Çerkez Ethem olayı:

    Düzenli ordu birliklerinin batı cephesinde başlattıkları ilk askeri etkinlik Yunanlılara karşı değil Çerkez Ethem’e karşı oldu.

    Ulusal ordu kurulmaya başlayınca Çerkez Ethem bundan hoşlanmadı. Ona göre kendisininki hareketli oynak birlikler geniş yetkilere sahip olmalı hem savaşmalı hem de bulundukları yöreleri yönetmeliydi. Kardeşleriyle beraber TBMM Hükümetini kötülemeye, yurdun kurtarılamayacağını açıkça belirtmeye başladı. Üzerindeki komutanları dinlemiyor, başına buyruk hareket ediyordu.

    27 Aralık 1920’de Çerkez Ethem Kütahya yöresinde TBMM hükümetine karşı ayaklandı. Ordu Ethem kuvvetlerinin üzerine yürüyerek 29 Aralık günü Kütahya’ya girdi. Gediz’e çekilen Ethem ve kardeşleri 5 Ocak 1921’de Yunanlılara sığındı.

     

    Yunanlılar I.İnönü Savaşıyla

    1-TBMM Hükümeti ordusunun güçlenmesini ortadan kaldırmak

    2-Eskişehir’i ele geçirip karargah olarak kullanmak

    3-Çerkez Ethem’e yardım etmek

    4-Yunan ordusun gücünü İtilaf devletlerine göstererek yardımlarını sağlamak

    istiyorlardı.

    Batı cephesi komutanı İsmet Paşa emrindeki Türk kuvvetleri İnönü’de yapılan savunma savaşı sonucunda başarılı oldu. Yunanlılar geri çekildi.

     

    Sonuçları:

    1-Düzenli ordunun Batı cephesindeki ilk başarısıdır.

    2-Bu savaş, ulusal kurtuluş heyecanını kamçılamış ulusun tek amaç etrafında birleşmesine yardımcı olmuştur.

    3-Düzenli orduya duyulan güveni artırmış, orduya katılım hızlanmıştır.

    4-Yenilen Yunan ordusu Eskişehir’den çekilmek zorunda kalmıştır.

    5-Anlaşma devletleri arasındaki anlaşmazlık su yüzüne çıkmıştır.

    Siyasal sonuçları:

    6-Londra konferansı toplanmıştır. Konferansa Osmanlı hükümeti ile TBMM Hükümeti de çağırıldı. Anlaşma devletleri, iki hükümet arasında rekabet yaratmak, bölücülük yapmak istiyorlardı.

    Konferansta sunulan ortak öneri, Sevr Barışının biraz değiştirilmiş biçimiydi, kabul edilemezdi.

    Sevr Barışının bazı hükümlerinin tartışma konusu yapılabilmesi ve şimdiye kadar Anadolu’yu tanımayan batılı devletlerin barış kurulumuzu kabul etmeye razı olmaları önemlidir.

    7-Doğu cephesinde kazanılan zafer Moskova Antlaşması görüşmelerine yol açmıştır. I.İnönü başarısı Rusların o güne kadar izledikleri ihtiyatlı siyasetten vazgeçerek 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşmasını imzalamasına neden oldu.

    Moskova antlaşmasına göre:

    • Rusya Sevr Barışını tanımıyor
    • TBMM hükümetine her türlü yardım ve destek sağlamayı yükümleniyordu.

    Not: I.İnönü zaferi, TBMM’nin dünyaya açılmasını sağlamıştır.

     

    Yeni Devletin İlk Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)

     

    1920 yılı sonlarında hazırlanmaya başlanan Anayasa I.İnönü zaferinden sonra tamamlanarak 20 Ocak 1921’de yürürlüğe girdi.

    1-Ulusal egemenliği pekiştirmektedir.

    2-Yönetim esasını güçlerbirliği ilkesinde bulunmaktadır. Yürütme, yasama ve yargı yetkisi TBMM’de toplanmıştır.

    3-Yeni bir devletin kuruluşunu hukuki ve siyasi yönden belgelemiştir. Bir geçiş dönemi ve uyum anayasasıdır.

    4-Başkansız bir Cumhuriyet yönetiminin kurulmasını sağlamış, ulusal birliği bozmamak ve kamuoyunun hazır olmaması nedeniyle devletin yönetim biçimini belirtmemiştir. Demokratik ve ihtilalci bir karaktere sahiptir.

    5-Devletin resmi dinini belirmemiştir.

    Not: Birinci TBMM’nin dayandığı ulusal egemenlik ilkesiyle Kanun-i Esasi çeliştiği için, Birinci TBMM’nin varlığını yasal hale getirmek ve yeni devletin dayandığı temel ilkeleri belirlemek amacıyla Teşkilat-ı Esasi ilan edilmiştir.

     

    Afganistan Antlaşması (1 Mart 1921)

     

    Bir dostluk antlaşmasıdır.

     

    Londra Konferansı (23 Şubat-12 Mart 1921)

     

    Toplanma nedeni: I.İnönü Savaşından sonra aralarında anlaşmazlıklar başlayan İtilaf devletlerinin Fransa ve İtalya’nın baskısıyla Londra’da biraraya gelerek Sevr Barışının koşullarını biraz hafifleterek Türk halkına kabul ettirmek

    TBMM’nin konferansa katılma nedenleri:

    1-Anlaşma devletlerince yapılan “Türkler barış görüşmelerine katılmayarak savaşı sürdürüyorlar” propagandasını çürütmek

    2-TBMM’nin ve Türk ulusunun haklı davasını Dünya kamuoyuna duyurmak ve Türk ulusunun yasal temsilcisinin TBMM olduğunu göstererek, hukuksal varlığını kanıtlamak

    Önemi:

    Türk ulusunun haklı davası dünya kamuoyuna duyurulmuş, İtilaf devletleri TBMM’nin varlığını ilk kez tanımışlardır.

     

    Moskova Antlaşması (16 Mart 1921)

     

    Önemi:

    1-Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya’sının sona erdiği belgelenmiştir.

    2-Misak-ı Milli sınırlarımız Sovyet Rusya tarafından kabul edilmiştir.

    3-İlk büyük bir devlet TBMM’yi ve onun kurduğu düzeni tanımıştır.

    4-TBMM ile Sovyet Rusya ilk siyasi ilişkilerini kurmuş ve İtilaf devletlerine karşı güç birliği sağlanmıştır.

    Not: 12 Mart 1921’de İstiklal Marşı kabul edilmiştir.

     

    II.İnönü Zaferi (31 Mart-1 Nisan 1921)

     

    23 Mart’ta eskisinden daha güçlü Yunan birlikleri İnönü-Afyon yörelerine saldırıya geçtiler. Kanlı çarpışmalar sonucunda Yunanlılar gene ilerleyemediler.

    Sonuçları:

    1-Batı cephesi komutanı İsmet Paşa komutasındaki Türk ordusu karşısındaki Yunan ordusu yenilerek Afyon Bozöyük çizgisinin gerisine çekildi.

    2-Türk ordusunun morali yükseldi.

    3-İsmet Paşa generalliğe getirildi.

    4-İtalya kuvvetlerini Anadolu’dan çekme kararı aldı.

    Not: Türk ordusu geriye çekilen Yunanlıları dağıtabilmek için 15 Nisan’a kadar, özellikle Aslıhanlar ve Dumlupınar yörelerinde çarpıştılarsa da I. ve II. İnönü savaşlarında güçsüz düştüğü için amacına ulaşamadı.

     

    Kütahya-Eskişehir Savaşları (10-24 Temmuz 1924)

     

    Yunanlılar, İnönü’den Afyon dolaylarına kadar uzanan geniş bir cepheden saldırıya başladılar. Türk ordusu ufak çarpışmalarla geriye çekilmeyi uygun buldu. 24 Temmuz’a kadar geri çekilme tamamlandı. Eskişehir, Afyon, Kütahya Yunanlıların eline geçti. Türk ordusu Sakarya ırmağının doğusuna çekildi.

    Sonuçları:

    1-Afyon, Kütahya ve Eskişehir kaybedildi, Yunanlılar Ankara’yı tehdit etmeye başladılar.

    2-İnönü zaferlerinin doğurduğu iyimserlik ortadan kalktı.

    3-Mustafa Kemal TBMM’den yetkileri üç aylığına kendisine vermesini istemiş ve 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık kanunuyla isteği yerine getirildi.

    Erzurum Kongresi öncesi askerlik görevinden istifa eden Mustafa Kemal, görevine yeniden dönmüştür.

    4-Mustafa Kemal Başkomutanlık kanununun kendisine verdiği yetkiyle ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Tekalif-i Milliye emirlerini (Ulusal yükümlülük buyruklarını) yayınlamıştır. (7-8 Ağustos 1921)

     

    Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos-12 Eylül 1921)

     

    Ankara’yı ele geçirmeyi planlayan Yunanlılar, 14 Ağustos 1921’de yeniden ilerlediler. 23 Ağustos’ta Sakarya ırmağına geldiler. Irmağın doğusunu geçip, Polatlı, Haymana ve Çaldağı yörelerinde asıl çarpışmalar oldu.

    Hazırlıklarını tamamlayan Mustafa Kemal, kurmaylarıyla görüştükten sonra orduya “Savunma bir çizgi üzerinde değil bir yüzey üzerinde yapılacaktır. O yüzeyde bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı yurttaş kanı ile sulanmadıkça bırakılamaz. Küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana cephe kurarak savaşa devam eder. Yanlarındaki birliklerin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler, onlara bağlı olmaz. Bulunduğu yerde sonuna kadar direnmeye mecburdur.” buyruğunu verdi.

    • Mustafa Kemal bu buyruğu ile savaşın planını açıklamıştır. Savunmaya yönelik bir plandır.
    • Sakarya savaşında Genelkurmay başkanı Fevzi paşa ile Batı cephesi komutanı İsmet paşa de görev aldı.

      Düşmanının ileri hareketi durduruldu. 13 Eylül’de düşman Sakarya’nın doğusundan temizlendi.

       

      Sonuçları:

      İç siyasetteki sonuçları:

      1-Yunan ordularının saldırı gücü kırılmış, savunma yapmak zorunda bırakılmıştır.

      2-Düşman II.Viyana bozgunundan bu yana ilk defa geri püskürtülmüş, Türk orduları saldırı gücüne ulaşmıştır.

      3-TBMM Mustafa Kemal’e gazilik ünvanını ve mareşallik rütbesini vermiştir. (19 Eylül 1921)

      4-Devlet Anadolu’da kesin egemenlik kurmuştur.

       

      Dış siyasetteki sonuçları

      1-Anlaşma devletleri arasında sürdürülen dayanışma sona erdi. Fransa ile İtalya İngiltere’den iyice koptu.

      2-İtalya, kuvvetlerini Anadolu’dan çekti, işgal ettiği toprakları boşalttı.

      3-İtilaf devletleri TBMM’ye ateşkes ve barış önerileri sundular.

      4-Sovyet Rusya’nın egemenliği altına giren Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Cumhuriyetleri adına Sovyet Rusya 13 Ekim 1921’de TBMM hükümeti ile Kars Antlaşmasını imzaladı.

      Böylece doğu sınırı kesin güvenlik altına alındı. Ermeni sorunu kesin çözüldü. Sovyet Rusya ile imzalanan son ve kesin sınır belirlemesidir.

      5-TBMM ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı. (20 Ekim 1921) Bu antlaşmayla

      a-Türkiye ile Fransa arasında savaş sona ermiş, Hatay-İskenderun dışında bugünkü Suriye sınırı belirlenmiştir.

      b-İskenderun bölgesi (Hatay) Fransızlarda kalacak, fakat çoğunluğu Türk olan yöre halkı kültür alanında serbestliğini koruyacak, Türkçe resmi dil olacaktır.

      c-İki ay içinde Fransa Anadolu’daki askerlerini geri çekecektir.

      d-9.maddeye göre, Süleyman Şah’ın türbesinin bulunduğu “Caber Kalesi” Türk toprağı sayılmış, burada asker bulundurmak, bayrak çekmek hakkı Türkiye’ye verilmiştir.

       

      Önemi:

      1-Fransa TBMM’nin kurduğu devleti ve Misak-ı Milliyi tanımıştır.

      2-Irak’a kadar olan güney sınırımız güvenceye alınmıştır.

      3-Anlaşma devletleri arasında birlik çözülmüştür.

      4-Güney cephesindeki birlikler batı cephesine kaydırılmıştır.

      5-Hatay’da özel bir yönetimin uygulanması, burasının Türk toprakları olduğunun Fransa tarafından kabul edildiğini gösterir.

      6-Yunanların savunduğu Megalo İdea düşüncesi sona ermiştir.

      Not: Kurtuluş Savaşı içinde son savunma savaşıdır. Anadolu’nun Türk yurdu olduğu bir kez daha belgelenmiştir. İngilizler Yunanlılardan desteğini çekmişlerdir. Kurtuluş savaşı artık salt bir Türk-Yunan mücadelesi durumunu almıştır.

       

       

       

       

       

      Büyük Taarruz (26 Ağustos-18 Eylül 1922)

       

      Mustafa Kemal bütün ordu birliklerine saldırı emri vermiştir. Saldırı planı, Yunan birliklerini bir baskınla çevirme ve yok etmedir. Saldırı 26 Ağustos 1922’de Türk topçularının atışlarıyla başlatılmıştır.

      30 Ağustos günü doğrudan doğruya başkomutan tarafından yönetilen bir meydan savaşı sonucunda, kuşatılan Yunan ordusunun asıl büyük kuvvetleri yokedildi. Kaçan Yunan askerleri takip edilerek 2 Eylül’de Uşak, 9 Eylül’de İzmir, 11 Eylül’de Bursa düşman işgalinden kurtarılmış, 18 Eylül’de tüm Batı Anadolu düşmandan tamamen temizlenmiştir.

       

      Sonuç:

      Büyük Taarruzun başlayıp gelişmesinden sonra, 18 Eylül gününe kadar süren izleme hareketleriyle Anadolu’daki Yunan varlığı yok olmuş, TBMM orduları onurlu, görkemli bir zafer kazanmışlardır. Sıra şimdi İstanbul’un, Boğazların ve Doğu Trakya’nın kurtarılmasına gelmiştir.

      Çünkü;

      • Doğu Trakya’da Yunanlılar vardı.
      • İzmir ve Çanakkale bölgesinde boğazları koruyan İngiliz birlikleri vardı.
      • İstanbul Anlaşma devletlerince işgal altında tutuluyordu.

         

      Mudanya Ateşkes Antlaşması (1 Ekim 1922)

       

      1-Türk ve Yunan orduları arasındaki çarpışmalar durdurulmuş, ateşkes sağlanmıştır.

      2-Doğu Trakya’yı Yunanlılar 15 gün içinde boşaltacak.

      3-Yunanlıların Doğu Trakya’dan çekilmeleri sırasında, boşaltılan yerler ilk önce Anlaşma devletleri temsilcilerine, sonra da Türk memurlarına bırakılacak, bu işler en geç 30 gün içinde bitirilecektir.

      4-Kesin boşalma olunca, Doğu Trakya’dan yabancı kurullar uzaklaşacak, sadece Meriç’in batısında güvenlik için bir miktar Anlaşma devletleri birlikleri, barış imzalanıncaya kadar bulunacaklardır.

      5-Türk ordusu barış antlaşması imzalanıncaya kadar Çanakkale ve Kocaeli yarımadasında belirtilen çizgide duracak, Doğu Trakya’ya asker geçirmeyecektir.

      6-Barışa kadar TBMM hükümeti 8000 jandarma erini Doğu Trakya’da tutabilecektir.

      7-İstanbul’da ve Boğazlarda Anlaşma devletlerinin birlikleri barış imzalanıncaya kadar varlıklarını sürdüreceklerdir. (İçinde Yunanlılar yoktur.)

      Ateşkes antlaşması 15 Ekim de yürürlüğe girdi ve uygulanmaya başlandı.

       

      Önemi:

      1-Ateşkes görüşmelerinin ağırlık noktası Doğu Trakya’nın boşaltılması, ilke ise, bu vatan parçasının TBMM hükümetine teslimidir.

      2-Türk yurdu Yunanlılardan temizlenmiştir.

      3-İtilaf devletleri bu antlaşmayı imzalamakla yeni Türk devletinin varlığını resmen kabul etmişlerdir.

      4-Türk Kurtuluş Savaşı bütün dünyada kabul edilmiştir.

      Not: Mudanya Ateşkes antlaşması geçici bir düzenlemedir. Barış sağlanıncaya kadar silahların bırakılmasını ister. Boğazlar ve İstanbul henüz Anlaşma devletlerinin denetimindedir.Doğu Trakya’da askeri varlığımız sınırlıdır.

       

       

       

       

      Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

       

      Nedenleri:

      1-TBMM’nin kazandığı başarıdan pay isteyen İstanbul hükümetinin haksızlığının vurgulanmış, bir ülkede iki ayrı hükümetin yaşayamayacağı gerçeği anlaşılmıştır.

      2-23 Nisan 1920’de kurulan TBMM’nin ulusal egemenlik ilkesine dayanması, saltanatın da ulusal egemenlik ilkesine ters düşmesi

      3-Padişah ve İstanbul hükümetinin Kurtuluş savaşı boyunca ulusal hareketi bölmeye çalışması

      4-İtilaf devletlerine karşı kesin zaferin kazanılması

      5-27 Ekim 1922’de Anlaşma devletleri, İsviçre’nin Lozan kentinde bir barış konferansı düzenlediklerini bildirerek, TBMM hükümetiyle beraber İstanbul hükümetini de konferansa çağırmışlardır.

      Sorunun kökten çözülmesi için TBMM’nin kararıyla 1 Kasım 1922 tarihinde saltanat ve halifeliği birbirinden ayıran ve saltanatı kaldıran kanun kabul edilmiştir.

       

      Önemi:

      1-Saltanatın kaldırılmasıyla millet egemenliğinin önündeki engel kaldırıldı. Osmanlı saltanatı sona erdi. Cumhuriyet yönetimine geçiş süreci hızlandı.

      2-Halifeliğin devlet başkanı özelliği ve siyasi gücü elinden alınmış, halife sembol durumuna düşürülmüştür.

      3-Anadolu’daki hükümet İstanbul’a tamamen hakim olmuştur.

       

      Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

       

      İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyetinin amacı; Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız bir Türk devletinin kurulacağını göstermek ve ulusal egemenliğimizi sınırlayıcı koşulları ortadan kaldırmaktır.

      Lozan görüşmeleri, Osmanlı borçları, Türk-Yunan sınırı, boğazlar, kapitülasyonlar, azınlıklar ve savaş tazminatı konularında anlaşma sağlanamadığı için kesilmiş, 4 Şubat 1923’de Türk heyeti Ankara’ya dönmüştür. Savaşı sürdürme ihtimaline karşılık hazırlık yapıldı. İtilaf devletlerinin isteği üzerine, 23 Nisan 1923’te görüşmelere yeniden başlandı. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış antlaşması imzalandı.

       

      Sınırlar:

       

      1-Suriye sınırı: Fransa’yla imzalanan Ankara antlaşmasıyla belirlenen sınır kabul edildi.

      2-Irak sınırı: Musul üzerinde anlaşmaya varılamadı. Çözümü 9 ay içinde İngiltere ve Türkiye arasında dostça olacak

      3-Batı sınırı: Mudanya Ateşkes antlaşmasıyla belirlenen şekilde kabul edildi. Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye verildi. Balkan savaşları sonunda kaybedilmiş adalardan Türk sınırına yakın olanlarda asker bulundurulmayacaktır. (Midilli, Sakız, Nekarya, Sisam)

       

      Kapitülasyonlar, tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılmıştır.

       

      Azınlıklar:

       

      1-Bütün azınlıklar Türk uyrukludur.

      2-Doğu Trakya ile Anadolu’daki Rumlarla, Yunanistan’daki Türkler değiştirilecektir.

      3-İstanbul’un yerlisi Rumlarla Batı Trakya’daki Türkler bu değişimin dışındadır.

       

      Devlet borçları, Osmanlı Devletinden ayrılan diğer devletlerle Türkiye arasında paylaştırılmış, Türkiye’ye düşen bölümü kağıt para esasına göre düzenli taksitlere bağlanmıştır.

       

      Boğazlar:

      1-Boğazlar Türkiye’ye geri verilmiştir.

      2-Boğazların her iki yakası askerden arındırılmıştır.

      3-Boğazların yönetimi Milletler cemiyetinin denetiminde başkanı Türk olan bir uluslararası komisyona bırakılmıştır.

      Savaş tazminatı: Yunanistan’dan Karaağaç ve yöresi alınmıştır.

       

      Lozan Antlaşmasının Önemi:

      1-Lozan barışı ile Osmanlı devletinin hukuken sona erdiği resmen kabul edilerek, yeni Türk Devletinin varlığını bütün dünyaya kabul ettirmiştir.

      2-Ermeni iddiaları tarihe gömülmüştür.

      3-Yeni Türk Devleti gerçekleştirmeyi düşündüğü düzenleme ve inkılaplar için barış ortamına kavuşmuştur.

      4-Bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi sınırlandıran bütün pürüzler ortadan kaldırılmıştır.

      Lozan antlaşması Birinci Dünya Savaşını sona erdiren son barış antlaşmasıdır.

       

      İzmir İktisat Kongresi (18 Şubat 1923)

       

      Ekonomik kalkınma için ortak amaçlar belirlemek ve bu amaçları gerçekleştirecek yöntemleri araştırmak ve saptamak amacıyla İzmir’de toplanmıştır.

      Temel fikri ekonomik bağımsızlık olan Misak-ı İktisadi (Ekonomik and) kabul edildi. “Devletçilik” ilkesinin uygulanması ön plana çıkmış, milli ekonomi ilkesi kabul edilmiştir.

       

      Cumhuriyet Dönemi

       

      23 Nisan 1920’de kurulan Birinci TBMM, zafer kazanılıncaya kadar dağılmama kararı almıştı.

      1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesine karar verildi.

      Mustafa Kemal planladığı İnkılapları gerçekleştirecek bir siyasal örgüt kurma gereği duyuyordu. 9 Ağustos 1923’te ilk siyasal parti Halk Fırkası adı altında kuruldu. Parti Cumhuriyetin ilanından sonra Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.

      Halk partinin kurulmasıyla Mustafa Kemal seçimlere yeni bir kadro ile girdi. 11 Ağustos 1923’te II.TBMM açıldı. Belli başlı inkılap hareketlerinin yasaları bu mecliste çıkarılmıştır, siyasal bunalımlar bu meclis tarafından giderilmiştir. 24 Temmuz 1923’te imzalan Lozan Barışı, 23 Ağustos 1923 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdi. İstanbul’un kurtuluşu 2 Ekim 1923, Ankara’nın başkent oluşu 13 Ekim 1923 bu devrededir.

      II.TBMM 1 Ekim 1927 yılına kadar çalışmıştır. İkinci dönem meclise İnkılap Meclisi denir.

       

      Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)

       

      29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçildi. İlk cumhuriyet hükümetini kurma görevi Cumhurbaşkanı tarafından İsmet Paşaya verildi. TBMM başkanlığına Fethi Okyar seçildi.

      Cumhuriyetin ilanıyla, Atatürk ilkelerinden Cumhuriyetçilik ilkesi uygulama alanına geçer. Demokratikleşme yolunda önemli bir adım atıldı.

       

       

       

      Halifeliğin Kaldırılması ( 3 Mart 1924 )

       

      1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılmasıyla, halifelik makamına TBMM Abdülmecid Efendiyi getirmişti.

      3 Mart 1924’te çıkarılan bir yasa ile halifelik kaldırıldı. Aynı kanunla Osmanlı ailesi üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları, ileride saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için kabul edildi.

      Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin birleştirilmesi) Kanunu kabul edildi.

      Laik ve çağdaş bir toplum yaratılmasında siyası alanda yapılan bir temel inkılaptır.

       

      1924 Anayasası ( 20 Nisan 1924)

       

      Özellikleri:

      1-“Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletine aittir.” maddesi ile milli egemenlik kesinleşmiştir. Ulusal egemenliğin bölünmez ilkesi kabul edilmiştir.

      2-“Yürütme görevini” hükümete bırakmakla 1924 Anayasası 1921 Anayasasından ayrılmaktadır.

      3-Birinci maddeye göre “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” Bu madde ile yönetimin adı Anayasada yer almıştır.

      4-İkinci maddede, “Türk Devletinin dini İslam, dili Türkçe, başkenti Ankara olduğu belirtilmiştir.

      ***1937’de Laiklik ilkesi Atatürk’ün diğer ilkeleriyle birlikte Anayasaya alınmıştır.

       

      Partiler ve Çok Partili Döneme Geçiş

       

      1-Halk Fırkası ( 9 Ağustos 1923 )

      2-Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ( 17 Kasım 1924 )

       

      Şeyh Sait İsyanı ( 13 Şubat 1925 )

       

      13 Şubat 1925’de Diyarbakır, Elazığ, Bingöl yörelerinde ayaklanma başlamış ve kısa sürede yayılmıştır. Fethi Okyar hükümeti ayaklanmayı bastıramayınca görevinden ayılmıştır. İsmet Paşa (İnönü) yeni hükümeti kurarak önlemler almıştır.

      Sonuçları:

      1-Diyarbakır, Elazığ ve Bingöl yörelerinde kısmi seferberlik ilan edilmiştir.

      2-İhanet-i Vataniye kanununa ek olarak, Takrir-i Sükun yasası çıkarılmış, kurulan İstiklal mahkemelerinde suçlular yargılanmıştır.

      3-Terakkiperver partisi isyanda parmağı olduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.

      4-Türkiye Musul’daki haklarından bir süre vazgeçmek zorunda kalmıştır.

      1926 yılında yapılan antlaşma ile Musul İngiliz mandası altında Irak’a verilmiştir.

      Not: Ayaklanma, çok partili düzenin henüz uygulanamayacağını gösterdiği gibi Musul’un kaybedilmesine neden olur. Yeniden tek partili düzene geçilerek 1925-1930 yılları arasında önemli inkılaplar gerçekleştirilmiştir. Laik düzeni yıkmak isteyen ilk büyük ayaklanmadır.

       

      Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi ( 18 Haziran 1926 )

       

      Serbest Cumhuriyet Fırkası ( 12 Ağustos 1930 )

       

       

      Menemen Olayı (23 Aralık 1930 )

       

      Menemen’de halk ayaklandırıldı. Ayaklanmayı bastırmak isteyen yedek subay Kubilay öldürüldü. Ordu duruma el koydu.

      Laik Cumhuriyet yönetimini yıkmaya çalışan ikinci büyük isyan hareketidir.

       

      İnkılapların Gelişimi-Devlet ve Toplum Kurumlarının Laikleşmesi

       

      Din-Devlet İlişkilerinin Aşamaları

      (Hukukta Laikliğe Geçiş)

      1-Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)

      2-Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)

      3-Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması (3 Mart 1924)

      4-Tevhid-i Tedrisat kanununun kabulü (3 Mart 1924)

      5-Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)

      6-Kılık kıyafetin düzenlenmesi (25 Kasım 1925)

      7-Türk Medeni kanununun kabulü (1926)

      8-Kadınlara siyasal hakların verilmesi (1934)

      9-1928’de Anayasada laiklikle bağdaşmayan hükümler kaldırıldı.

      Medeni kanun 17 Şubat 1926’da kabul edilerek, 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi.

      Türk kadınları 1930’da Belediye seçimlerine katılma, 1934’te milletvekili seçme ve seçilme haklarını elde etti.

       

      Cumhuriyet Döneminde Eğitim Alanındaki Gelişmeler

       

      1-Tevhid-i Tedrisat kanunu kabul edildi.(3Mart 1924)

      2-Yeni Türk Harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)

      3- 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu.

       

      Eğitim Politikası ve Eğitimde Uygulanacak İlkeler

       

      Eğitimde belirlenen hedeflere ulaşmak için izlenen yol eğitim politikasını oluşturur. Atatürk’e göre, eğitim ve öğretim ulusal ve çağdaş olmalıdır. Milli Eğitim politikası belirlenirken, Türkiye Cumhuriyetinin dayandığı temel ilkeler göz önünde bulundurulur. Eğitimde uygulanacak ilkeler:

      a-Cumhuriyetçilik: Cumhuriyetin en iyi yönetim biçimi olduğu öğretilip benimsetilmeden, onun korunması ve geliştirilmesi sağlanamaz.

      b-Milliyetçilik: Türk ulusunu sevmeyi, vatanı ve ulusu her şeyin üzerinde tutmayı, aynı tarihten geldiğimizi öğretir.

      c-Halkçılık: Eğitimin yaygınlaştırılmasına ve fırsat eşitliğine yer verir.

      d-Laiklik: Fikri hür vicdanı hür gençler yetiştirilmesi

      e-Devletçilik: Milli Eğitim etkinliklerinin planlanmasını, yönlendirilmesini ve denetlenmesini devlet hizmetleri arasında sayar.

      f-İnkılapçılık: Eğitim sisteminin, devamlı olarak toplumun ihtiyaçları ve çağın gereklerine göre geliştirilmesi

       

      Toplumsal Yaşayışın Düzenlenmesi

       

    • 30 Kasım 1925’te çıkarılan bir kanunla, tekke, türbe ve zaviyeler kapatıldı.
    • 25 Kasım 1925’te Şapka giyilmesi hakkındaki kanun kabul edildi. Kıyafette değişiklik şapka konusunda yapıldı.
    • 26 aralık 1925’te Miladi takvim kabul edildi.
    • 1 Nisan 1931’te ölçü birimleri değiştirildi.
    • 21 Haziran 1934’te Soyadı kanunu kabul edildi.

       

      Ekonomik Alanda Gelişme

       

    • 17 Şubat 1925 Aşar vergisi kaldırıldı.
    • 1926’da Kabotaj kanunu kabul edildi.
    • 1926’da Teşvik-i Sanayi kanunu çıkarıldı.
    • 1933’de I.Beş Yıllık plan hazırlandı.

       

      Türkiye Cumhuriyetinin Dış Siyaseti

       

      Milletler Cemiyetine girişimiz (18 Temmuz 1932)

      Balkan Antantı (9 Şubat 1934)

      Montrö Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)

      Sadabat Paktı (9 Temmuz 1937)

      Hatay’ın Anavatan katılması (29 Haziran 1939)

       

      Atatürk İlkeleri

       

      Atatürkçü dünya görüşünün temelini oluşturan altı ilke 5 Şubat 1937’de “Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçı”dır ifadesiyle Anayasaya girdi.

       

      a-Temel İlkeler

       

      1-Cumhuriyetçilik:

      Doğrudan doğruya ulus egemenliğine dayanan, yöneticileri halkın oyu ile belli bir süre için seçilen devlet biçimine cumhuriyet denir.

      • Cumhuriyetçilik ilkesi temel ilkelerin başında gelir. Atatürk’ün ödün vermediği temel iki ilkeden birisidir. (Cumhuriyetçilik-Laiklik)
      • Devletimizin temel yapısını ve biçimini belirleyen ilkedir.
      • Cumhuriyette son söz ulusça seçilmiş meclisindir.
      • Ulusun yönetimi, belirli sınıfların, ailelerin ve toplumsal grupların eline bırakılamaz.
      • Cumhuriyet, demokrasi içinde işleyen en ideal rejimdir.
      • Cumhuriyetin korunması gelecek kuşaklara emanet edilmiştir.

         

      2-Milliyetçilik (Ulusçuluk):

      • Bu ilke Atatürkçü anlamda İmparatorluk, Osmanlılık, ümmetçilik anlayışlarına karşı belirlenmiş ve önerilmiştir.
      • Atatürk; Misak-ı Millinin temellerini oluşturan fikirleri 1907’de ortaya atmış, imparatorluğun dağılacağını, temeli Türk olan devletin kurulmasının ve çizilecek sınırlar içinde korunmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyordu.
      • Kurtuluş Savaşı, bütün kurumlarıyla bir önceki devletten farklı, milliyetçi bir Türk devleti kurmak için yapılmıştır.
      • Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk dili konuşan, Türk kültürü ile yetişen ve Türk fikrini benimseyen her bireyi Türk olarak kabul etmektedir.
      • Çağdaş olmayı kabul eden bu ilke, ulusu din ve mezhep farklılıkları ile bölmek isteyen her davranışın karşısındadır.
      • Ülkenin öz kaynakları, sanayi ve ticaretiyle kalkınmasını öngörür.
      • Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi birleştirici ve bütünleştiricidir.
      • Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı vatanın bütünlüğünü ve ulusun bağımsızlığını her şeyin üstünde tutar.
      • İnsana ve insanlığa değer verir. Barışçıdır, insancıldır, ırkçılığı reddeder.

      Atatürk milliyetçiliğinde, milli birlik ve beraberliği güçlendiren unsurlar:

      a-Milli Eğitim

      b-Misak-ı Milli

      c-Dil, tarih, kültür ve amaç birliği

      d-Milli Kültür

      e-Türklük şuur ve manevi değerler

       

      3-Halkçılık:

      Bir ulusu oluşturan çeşitli mesleklerin ve grupların içinde yer alan insanlara halk denir.

      Halkçılık ilkesi cumhuriyetçilik ve milliyetçilik (ulusçuluk) ilkelerinin doğal ve zorunlu bir sonucudur.

      Bu ilkeye göre, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz. Ulusun bütün bireyleri kanun önünde eşittir.

      Ulus egemenliğini esas alır, demokrasiyi öngörür.

      Bu ilkeye göre, Türk toplumunda sınıflaşma yoktur. Meslek ve çalışma grupları vardır.

      Devletin vatandaşa, vatandaşın da devlete karşı hak ve sorumluluklarını çağdaş bir şekilde düzenler.

       

      4-Devletçilik:

      • Ekonomik kalkınmada, özel girişimcilik reddedilemez.
      • Ancak, toplumun yararı gözetilerek devleti, düzenleyici, planlayıcı, işletmeci kabul etmek gerekir.

      Amaç: Türk toplumunun, çağdaş uygarlık ve refah düzeyine yükseltilmesidir.

       

      5-İnkılapçılık:

      Amaç: Her yönüyle çağdaş bir toplum haline gelmektir.

      • Atatürk inkılaplarının korunmasını ve geliştirilmesini öngörür.
      • Atatürk ilkelerine canlılık ve süreklilik kazandırır.
      • Atatürk’ün çizdiği yolda durmadan ilerlememizi sağlar.
      • Bu ilke Atatürk inkılaplarını, Osmanlı Devleti yenileşme çabalarından ayıran temel farkı gösterir.

       

      6-Laiklik:

      Laiklik: Devlet düzeninin, hukuk kurallarının dine değil, insan aklının ürünü olan bilime dayandırılmasıdır.

      • Kişiler dinsel inançlarında özgürdür.
      • Devlet dini inançlarından ötürü kişilere ayrıcalık tanımaz.
      • Laiklik anlayışında din, devlet işlerine ve politikaya karıştırılmaz.
      • Hoşgörü, inanç ve vicdan hürriyeti esastır.

         

      b-Bütünleyici İlkeler

       

      1-Ulusal Egemenlik

      2-Ulusal birlik ve beraberlik, ülke bütünlüğü

      3-Yurtta sulh cihanda sulh

      4-Özgürlük ve bağımsızlık

      5-Akılcılık ve bilimsellik

      6-Çağdaşlık ve batılılaşma

      7-İnsan ve insanlık sevgisi

      Not:

      • 1924-1928 yılları arasında laiklik ilkesi doğrultusundaki inkılaplar tamamlanmıştır.
      • 1920-1923 yılları arasında Cumhuriyetçilik ilkesi doğrultusundaki inkılaplar tamamlanmıştır.

      Bütünleyici ilkeler yorumla ortaya çıkmışlardır.