NANKÖRLÜĞÜN CEZASI

 

 

Vaktiyle bir padişah ata binmeyi çok severmiş, böyle vakitli vakitsiz ata binerken bir gün attan düşmüş ve boynunun kemikleri birbirine girmiş; fil gibi adamın boynu içeriye batmış, bütün gövdesini çevirmeden başı dönmez olmuş, bir tarafa bakacak olursa gövdesinin hepsiyle o tarafa dönermiş.

    Şule – Aman ne tuhaf şey!..

    Sevim – Buna bir çare düşünmemişler mi?..

-Düşünmez olurlar mı, bunu iyi etmek için o zaman ne kadar ünlü hekim varsa hepsine baş vurmuşlar, her ilacı yapmışlar. Fakat hiçbir şeyde fayda görmemiş, hekimler bunu iyi etmekten aciz kalmışlar. Gel zaman git zaman günün birinde oraya bir hekim uğramış, padişahın başını iyi edeceğini söylemiş, yapacağını yapmış, padişahın başını eski haline getirmiş ve onu sakatlıktan kurtarmış, padişah sevinmiş. Sonra bir aralık bu hekim padişahı ziyarete gitmiş, fakat padişah o hekimin yüzüne bile bakmamış, hekim bundan çok üzülmüş, çok sıkılmış; saraydan çıkıp giderken şöyle demiş: “Eğer ben onun boynunu çevirip getirmeseydim bugün yüzünü benden çevirmezdi.”

        Padişahın böyle yapması hekimin çok ağırına gittiği için intikam almaya karar vermiş ve padişaha bir tohum göndermiş: “Bunu bir buhurdana koyup yaksın; güzel bir kokusu vardır.”diye haber yollamış.    Padişah onu yaktırınca dumanından aksırır, bunun üzerine başı ve boynu eskisi gibi çarpılır. Padişah o hekimi bulmaları için her tarafa adamlar salarsa da onu bulup da getiremezler. Padişah ölünceye kadar öyle kalır.

Neclâ—Çok nankör ve saygısızmış, eline iyi bir nimet geçmiş ama kadrini bilmemiş. Nimeti ittiği için nankörlüğün cezasını çekmiş.

–Okumuş olmak, büyük memur olmak, padişah olmak, hükümdar olmak iş değil, adam olmak gerek.

 

ATA SÖZÜ

Nankör yemeği yer kabını pisler.