Montaigne (Monteyn)

 

 

1533 yılında doğan ve 1592 yılında ölen Montaigne (Monteyn), ünlü bir Fransız düşünürüdür. Yazdıkları ile insan bilincinin insanı ve doğayı özgürce tanımasını savunarak Avrupa’nın büyük uyanış sürecine öncülük etmiştir. Sabahattin Eyuboğlu ‘nun nefis Türkçesi ile dilimize kazandırdığı Denemeler adlı yapıtında Montaigne, insanlığa iki ders vermeye çalışmıştır: Doğanın istediği gibi düşün ve yaşa; hiçbir kitabın, hiçbir dogmanın kölesi olma. Batı kültürü, özellikle siyasal alanda, bu iki dersten yeteri kadar beslenmiş ve temel insan haklarının, demokrasi anlayışının çatısını bu düşüncelerin ışığında biçimlemiştir.

Sabahattin Eyuboğlu, çevirisini yaptığı yapıta yazdığı önsözde; ”Batı kültürünün Montaigne’den bugüne kadarki gelişmesi genel olarak bu iki derse sadık kalmıştır. Ancak aşırı ideolojiler az çok bağnazlığa muhtaç oldukları için Montaigne pek işlerine gelmez. Tek taraflılığı küçümseyen bu adamın, halkta kendi doktrinlerine karşı kuşku uyandırmasından çekinirler. Oysa Montaigne’den ders almamış, yani doğa ötesinden ve taassuptan kurtulamamış bir düşünce, körü körüne bir partiye ancak kul olarak hizmet edebilir; yaratıcı, geliştirici güç olarak değil” belirlemesini yaparak günümüz Türkiye’sinde demokrasinin içine düştüğü açmazın eksenini çok açık olarak ortaya koymuştur (Montaigne, Denemeler, Cem Yayınevi, 1999, s. 7-8).

Montaigne’nin düşünceleri kişinin düşünme özgürlüğüne çekilen duvarları yıkmasına, kişinin özeleştiri yolu ile kendini aşmasına katkıda bulunacak niteliktedir. Kendini eleştiren, düşünceye sınır tanımayan kişi, sorgulamasını öğrenecek ve giderek doğruya ulaşacaktır.

Bir toplumun insan haklarına saygılı, özgür düşünebildiği bir evreye ulaşabilmesinde siyasal yapının önemi açıktır. Siyasal yapıyı biçimlendirecek olan bireylerin konumu çok önemlidir. Eğer bireyler kendi varlığının bilincine varmış, kendini tanımışsa ve sorgulayan insan olmuşsa oluşturduğu siyasal yapının aydınlanmanın yolunu açması, yeni düşüncelerin filizlenmesine katkıda bulunması kaçınılmazdır. Kendini yenilemeyen, geldiği yer ile yetinip kendini aşma çabası göstermeyen, sorgulamayı öğrenmeyen ya da buna yüreği elvermeyen kişilerin ağırlıklı olduğu toplumlarda ise yozlaşma kaçınılmazdır.