İLK TARIMSAL YERLEŞMELER

    Tarımın ve hayvancılığın bulunması ve yaygın biçimde benimsenmesinden sonra Yakındoğu’da değişik yerleşme biçimleri ortaya çıktı. Bunların bazıları öncüllerinden çanak çömlek kullanımıyla ayrılan ve fakat bunun dışında günlük yaşamın hemen hemen aynı kaldığı küçük tarım köyleriydi. Diğerlerinde ise, gerek yapıp kullandıkları eşyalar, gereksel toplumsal örgütlenme açısından ilerlemeler görülüyordu. Bu gelişmeler giderek çarpıcı bir sonuca, kentleşmeye ulaşmış ve Güney Mezopotamya’da MÖ dördüncü bin yılda gerçekleşen bu dönüşüm çağdaş toplumların temelini oluşturmuştur.

 

    Yakındoğu’nun ilk tarımsal yerleşmeleri yüksek bölgelerde ve vahalarda konumlanmış ve ırmak boyları, göl ya da deniz kıyıları yeğlenmişti. Tahıl ekimine olanak vermeyecek kadar az yağış alan alçak düzlüklerde göçebe boylar yaşardı. İyi bir yılda depolanan tahıllar bir topluluğun kötü bir hasat dönemi aşmasını sağlayabilirdi, ama bol miktarda verimli toprak dururken yağışa güvenilemeyecek alanlarda çiftçiliğe kalkışmak göze almaya değmeyecek bir riskti. İlk çiftçi yerleşmelerinin dağılımı günümüzün kuru tarım (sulamasız) bölgesiyle neredeyse üstüste çakışır. Bu alanların yılda 250 milimetreden çok yağış alması, son 8000 yılda iklimde gerçekten de çok değişiklik olmadığını kanıtlamaktadır.

 

    Ekinin büyüme mevsiminde taşan ve ayrıca ek yağışa gerek kalmadan ürünün gelişmesini sağlayan Mısır’daki Nil’in tersine, Yakındoğu ırmakları ilkbaharda, yılın en ters mevsiminde taşarlar. Bu nedenle tahıl tarımı yağışa bağımlıydı. Kanallar yapılarak sulamanın geliştirilmesi yerleşme görüntüsünü değiştirdi. Verimli, ama kurak alüvyal düzlüklerden yararlanılıp ürünün arttırılmasına, böylece de daha büyük yerleşme merkezlerinin ve giderek ilk kentlerin oluşmasına yol açtı.

 

    Çanak Çömleksiz Neolitik dönemin ardından kentleşmenin başlangıcına kadar süren gelişmeler, Çanak Çömlekli (ya da Geç) Neolitik ile Erken ve orta Kalkolitik dönemleri kapsar. Neolitik ve Kalkolitik dönemler geleneksel olarak birbirlerinden Neolitik insanların kullandığı yontma ve cilalı taş aletlere ek olarak Kalkolitik dönem insanların bakır ve tunç aletler kullanmasıyla ayırdedilir. Ancak Çanak Çömleksiz Neolitik dönemde de sınırlı sayıda bakır aletler kullanılmasına karşın, Geç Kalkolitik dönem öncesi kazı yerlerinde bulunan maden miktarı çok azdır.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

    

    Bu çağlar boyunca temel günlük yaşam biçimi açısından küçük çiftçi toplulukları arasında ortaya çıkan farklar, ilk köy topluluklarıyla bunların avcı-toplayıcı öncüleri arasındaki ayrımlardan daha azdır. Avcı-toplayıcı toplumlarda eksik olan çağdaş toplum niteliklerinden çoğunun bir aşamada icat edilmesi ya da bulunması gerekmiştir. Bu özelliklerden kimi Çanak Çömlek öncesi Neolitiğin daha ilk gelişme döneminde bile mevcuttu. Bunlar, Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde daha karmaşık ve yerleşik bir konum kazandılar. Kent yaşamı bu özelliklerin sağladığı yaşamsal temel üstünde yükselebildi.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

NEOLİTİK ÇAĞ: KÖYLER VE KÖYLÜLER

    Çağımızın sosyal ve ekonomik düzeninin temelini oluşturan ve neos= yeni, lithos=taş sözcüklerinden türetilerek Neolitik yani Yeni Taş Dönemi, Türkiye’deki yaygın kullanımıyla Cilalıtaş Devri insanlığın kültürel gelişimindeki en önemli süreçtir. Çünkü bu süreçte insanoğlunun yaşam ve geçim tarzı köklü değişikliklere uğrayarak, bir bakıma günümüz uygarlığının temelleri atılmıştır. Bu dönemin ana öğeleri, geçici doğal barınaklardan kalıcı köysel yaşama; giderek avcılık ve toplayıcılıktan da üretime yani tarım ve hayvancılığa geçiş olarak özetlenebilir. Böylelikle artık insanoğlu doğal çevreye yalnızca asalak ve yakıcı bir anlamda karışmakla yetinmeyerek, beslenebilmesi için yararlı bitik ve hayvan türlerinin çoğaltılmasını sağlayarak üretimci-yapımcı olmuştur.

 

    İlk kez Yakın Doğu’da filizlenen bu dönem bazen “Neolitik Devrim” olarak da nitelenir. Oysa bu gelişim gerçek bir devrim gibi birdenbire olmaktan çok yaklaşık 10000-7000 yılları arasında yavaş yavaş ve süreli evrim sonucunda olgunlaşmıştır.

 

    İnsanoğlu ile Doğal ortam arasında yeni bağlantıların kurulmasına, dolayısıyla yeni bir yaşam biçimine yol açan en büyük etken, günümüzden 10-12 binyıl öncesinde son Buzul Çağı’nın bitişini izleyen dönemde yavaş yavaş beliren iklim değişiklikleridir; çünkü Dördüncü Zaman’ın son buzul devrinde (Würm) Avrupa’nın kuzeyindeki buzulların çekilmeye yüz tutmasıyla iklim giderek ılımanlaşmış, bugünküleri andıran bir bitki örtüsü ile hayvan türleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Sonradan tarıma alınacak ve evcilleştirilecek buğday ve arpa gibi bitkilerle, koyun, keçi domuz gibi hayvan türlerinin yabanıl olarak belirmesi sonucu mağara döneminin avcılık koşulları giderek değişti. Böylelikle avcılık ve besin toplayıcılığının yerine önce yerleşik düzene geçiş, sonra da çiftçilik almaya başladı. Çünkü Akdeniz havzasının günümüzdekinden daha yağışlı ve serin iklim koşullarının değişikliğe uğraması yani kuraklaşma yüzünden eskiden geniş coğrafi alanlar üzerinde dağınık halde yaşayan insanlar artık giderek seyrekleşen su kaynakları yakınına doğru çekilmeye, özellikle vadi tabanlarında toplanmaya başlamışlardır. Artık karanlık ve nemli mağara oyuklarına sığamaz duruma gelmişlerdi. İnsanoğlunun toprağa bağlanmaya başlayışı onu yeni keşiflere itti. Önce, güneşte kurutulan çamurun sağlamlığını öğrendi; duvarlar ve konutlar yapmaya başladı. Mağaralar yavaş yavaş terk edildi. Böylelikle günümüz şehirciliğinin yani uygar yaşamın ilk adımları atılmış oluyordu.

 

    Yakın Doğu’da geçici doğal barınaklardan yerleşik yaşama, avcılık-toplayıcılıktan da üretken ekonomiye geçişin nasıl ve nerede gerçekleştirildiği konuları tam anlamıyla açık değildir. Bundan on yıl önceye kadar yerleşik yaşamın ancak üretici ekonomiden sonra ortaya çıktığına inanılıyor ve hatta bu yüzden de bu döneme bazen “İlk Tarımcı Köy Toplulukları Dönemi” adı veriliyordu. Oysa son yıllarda Güneydoğu Anadolu’daki Hallan Çemi ve Çayönü gibi yerleşmelerde yapılan arkeolojik keşifler bu terimin uygun olmadığını, buna karşılık yerleşik ve fakat avcı-toplayıcı grupların varlığını ortaya koymuştur. Yerleşik avcı-toplayıcılıktan üretici, ekonomiye geçebilmek için de önce yetiştirilmeye elverişli buğday, arpa vb. ürünler ile evcilleştirilebilecek koyun, keçi vb. hayvanların yabanıl bir durumda bulunması ve uygun coğrafi koşullu bir ortam gerekmektedir. Anadolu’nun özellikle güney kesimi bu niteliklere sahipti bu yüzden de Neolitik Çağ’ın erken evrelerinde bile varlık göstererek Yakın Doğu Neolitik uygarlığında özel bir yer almıştır.

 

    Neolitik Çağ’da kile elle biçim vererek ateşte pişirmek, böylelikle de günlük işlerde büyük kolaylık sağlayacak çanak çömleği üretmek önemli bir aşamadır. Çünkü insanoğlu çok gelişkin kimi kent ve köyler kurmuş olmasına karşın, önceleri kili biçimlendirip pişirerek çanak çömlek yapmayı beceremiyordu. Günlük kap kacağını ya ahşap ya da taşları oyarak sağlıyordu. Bu nedenle Neolitik Çağ’ın yaklaşık 10000-7000 yılları arasındaki bu erken aşamaların “Aseramik Neolitik” ya da “Seramiksiz Neolitik” veyahut da “Çanak Çömleksiz Neolitik” adı verilir. Bu çağın Anadolu’daki en iyi ve belki de en erken temsilcileri güneydoğu bölgemizdeki Hallan Çemi, Çayönü ve Nevali Çori’de saptanmıştır.

 

NEOLİTİK DÖNEM

    Hafif yada kazayla pişirilmiş çanak çömleğe Çanak Çömleksiz Neolitik dönem kazı yerlerinde bile az da olsa rastlanır. Ama bunu izleyen Neolitik dönemde çanak çömlek öylesine yaygınlaşır ki, arkeologlar yerel kültürleri erken dönemlerde olduğu gibi kullanan taş alet çeşitlerine göre değil, çanak çömlek türlerine göre tanımlarlar. Bazekli çanak, çömlek, moda değişikliklerine yontma taşa oranla çok daha duyarlıdır, bu nedenle gerek kültürel ilişkiler, gerekse kronolojide daha hassas bir gösterge oluşturur.

 

    Esnek yumuşak çamurun pişirilerek sert, su, hava geçirmez, yok edilmesi neredeyse olanaksız çanak çömleğe dönüştürülmesi büyücülük gibi bir şeydir. Pişmiş topraktan kap ve küçük figürinler yapan Çayönü ve Ganj-e Dareh insanları bu süreci daha MÖ sekizinci bin yıldan beri biliyorlardı. Çanak Çömlek öncesi Neolitik dönemde kapların taş, ahşap ya da alçı yada ziftle kaplanmış hasırdan yada Çanak Çömlek öncesi Neolitik B döneminin beyaz renkli kaplarında olduğu gibi alçıdan yapılması olağandı. Ama MÖ 7000 yılına gelindiğinde keramik bütün Yakındoğu’da yaygınlaşmıştı.

 

    Herhangi bir dönemde bir bölge nüfusu sınırlı çeşit ve tarzda çanak çömlek yaptığında, oldukça küçük keramik parçalarını bile tanımlayabilmek olanaklıdır. Arkeologlar bir bölgedeki çanak çömleklerde zaman içinde ortaya çıkan değişmeleri, diğer alanların keramik tarzlarındaki değişikliklerin sıra düzeniyle karşılaştırarak pek çok bilgi edinmişlerdir. Ayın biçimde, kırık çanak çömlek parçalarından bulundukları alanları tarihlemek için yararlanılmıştır. Bu sonuçları, oldukça kısa bir süre içinde meydana gelen tarz değişikliklerine ilişkin bilgilerle birleştirerek elde edilen görece kronojiler, çoğu kez radyokarbon tarihlemelerden daha yararlı bilgiler sağlamaktadır.

    

    Çanak çömlek toplulukları arasındaki benzerlikler, farklı gruplar arasındaki yakın ilişkilerin bir belirtisi olabilir. Başka bir bölgeden ithal edildiği açıkça görülebilen keramikler, kapların yada içeriklerinin ticaret ya da değişik tokuş konusu olduğuna işaret eder. Yazının icadından önce var olan toplumları araştırmaları, tarihsel dönemlerde bile arkeologun en değerli araçlarından biridir.

 

    Çanak Çömlek öncesi Neolitik dönemde, Yakındoğu’nun verimli bölgelerinde dağ yamaçlarını çevreleyen yerleşmelere ek olarak Türkiye ve İran yaylalarının kaynaklarından yararlanan birkaç yerleşme oluşmuş, bazıları da Mezopotamya’nın ırmak vadileri boyunda konumlanmıştı. Bu tarihlerden başlayarak, daha erken dönemlerde çarpıcı değişmelere sahne olan Levant ve Filistin’in etkinliği azalırken, Mezopotamya Düzlükleri’nin önemi arttı.

 

ERKEN NEOLİTİK ÇAĞ

    Çanak çömlek yapmasını bilmeyen ilk üretimci topluluklarından sonra VII.binyılın başlarına doğru insanoğlu doğada rahatlıkla ve bolca bulunan kilin özelliklerini keşfetmekte gecikmedi. Böylelikle de kile türlü biçimler verip ateşte pişiren yani çömlekçiliği uygulamaya başlayan yeni köy toplulukları ortaya çıkmaya başladı. Çanak çömlek üretimine geçilmesi kültürel yaşamdaki değişimin bir göstergesidir. Böylelikle ev işlerinde sıvı ve katı yiyeceklerle tahılların saklanıp pişirilmesi kolaylaşmıştı.

 

    Neolitik Çağ’ın Çanak Çömlekli Neolitik ya da yalnızca Neolitik denen evresi, gelişim aşamalarına göre “erken” ve “geç” olmak üzere iki bölümde incelenir. Doğudan batıya doğru, nüfusun özellikle yine Torosların güney ve kuzey etekleri civarında yoğunlaşmış bulunduğu bu dönemde onbinlerce yıldır süregelen toplayıcılık ve avcılığa dayalı sosyal sistem ve geçim düzeni hızla değişmeye yüz tutmuş, insanoğlu toprağa bağımlı hale gelmeye başlamıştı.

    Daha çok Anadolu yarımadasının güney kesiminde yoğunlaşmış bulunan Erken Neolitik Çağ yerleşmelerinden en ünlüsü Konya Ovası’ndaki Çatalhöyük’tür. Konya ili Çumra ilçe merkezinin 11km kuzeyindeki höyük “doğu” ve “batı” olmak üzere iki yerleşme yerinden oluşur. Erken Neolitik Çağ tabakaları doğudakindedir. Şimdiye dek kesintisiz 14 yapı katı incelenebilen Doğu Çatalhöyük’ün Erken Neolitik Çağ yerleşmesi binden fazla konut ve 5-6 bin kişiyi bulduğu hesaplanan nüfusuyla Yakın Doğu’nun bilinen en büyük köy ya da kasabalarından biri durumundadır. Yaklaşık olarak 7000-6500 yılları arasına tarihlenen höyüğün bu döneme ilişkin son derece küçük bir bölümü kazılabilmiştir.

    Evler ve tapınaklarda bulunmuş figürinler su mermeri, kireç taşı ve kildendirler. Boyları 0.30m.yi aşmayan bu yontucuklardan kimileri gerçekçi, kimileri de şematik biçemde, tek tek yada grup halinde biçimlendirilmişlerdir. Pişmiş topraktan bir figürün grubunda, iki yanında leoparlar bulunan oturur durumda doğuran Ana Tanrıça; bir başkasında kucağında panter yavruları tutan bir başka Ana Tanrıça; bir taş kabartmada da kucaklaşan bir tanrı çifti gösterilmiştir. Burada bereketle ilgili görülen kadının doğurganlığı ön plandadır.

    Çatalhöyük’te önceleri pişmiş topraktan çanak çömlek ve eşya yapımı yaygın değildi ve kap kacaklar daha çok ahşaptan yada kamış örgüden üretilmişti. Kullanımı giderek artan gerçek çanak çömlekler ise daima elde biçimlendirilmiştir. Kaba hamurlu, kalın çeperli, ağır ve basit olan kaplar genellikle tek renkli ve açkılıdır. Son evrelerde çok ender olarak krem renkteki kapların kırmızı boya lekeleriyle bezenmesine çalışılmıştır. Çok az sayıdaki taş kaplar lüks eşya niteliğindedir. Aletlerle silahlar genellikle doğal cam ve az olarak da çakmak taşından, kaşık ve kepçelerse kemiktendir. Bitki lifi, yün ve hayvan kılından karıştırılarak yapılmış dokumalar, keçe, kürk ve derilerin yanında sepetçiliğin varlığı bilinmektedir. Bakır ve kurşundan, boncuk, yüzük, olasılıkla iğne ve biz yapımında yararlanılmıştır. Ergani, kökenli bakır, Gülek Boğazı yöresinden gelen kurşun ve Kızıldeniz yöresinden gelmiş deniz salyangozu kabukları uzak bölgelerle yapılmış ticari bir düzenin varlığını gösterir; ancak üretimciliği öğrenmiş olan bu halk büyük çapta kendi içine kapanıktı ve asal uğraş yine de avcılıktı.

    Neolitik Çağ’da Göller Bölgesi ve civarı yoğun bir yerleşme dokusuna sahipti. Bu yörede, Burdur yakınlarındaki Kuruçay ve Bucak Ovası içindeki Höyücek ile Beyşehir’in 10 km. kuzey-kuzeybatısındaki Erbaba höyükleri kazılarak incelenmiştir. Bunlardan VII.binyılın başlarına değin uzandığı anlaşılan en eskisi Kuruçay’dır. Burada en erken tabaka dar bir alanda incelenmiş ve mimari bulunamamıştır. Çanak çömlekleri koyu griden kahverengiye değin değişen tonlarda ve açkılıdır. Açık zemin üzerine kırmızı boya ile yapılmış basit kalın bant bezemeli parçalar enderdir. Dikey yerleştirilmiş tüp biçimli tumaklar karakteristiktir. Boya bezemeli kaplar daha sonraki çağlarda Göller Bölgesi’ne özgü kapların ilkel öncüleri durumundadır. Bunu izleyen yapı katı ise duvar kalınlığı 1m. olan 10x8m. boyutlarındaki ana mekanına eklenmiş ufak odalarıyla belki de kalabalık bir aileye ait çok ufak bir yerleşmeyi temsil etmektedir. Tek renkli ve çok renkli olmak üzere iki kümeye ayrılan çanak çömleklerden asıl büyük kümeyi gri-bej hamurlu, dikine ip delikli tutamaklar ve yandan bakıldığında hayvan başını anımsatan yalancı kulplarıyla tek renkliler oluşturur. Daha çok basit bantlar, şevronlar ve sembolik-fantastik türdeki boya bezemeler ise bej astar üzerine kırmızı boya ile yapılmıştır. Çok az sayıda olmakla birlikte kabartma bezemeli olanlarda vardır. Taştan aletler genellikle çakmak taşı, daha az olarak da obsidyendendir.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GEÇ NEOLİTİK ÇAĞ

    İnsanoğlunun yaşamında beliren yenilikler çok geçmeden etkisini sanatta da göstermiştir. Avın önemini yitirmeye başlamasıyla artık eskinin büyük av panoları tümüyle unutulmuş, bunun yerine üretimle ilgili olarak kadının doğurganlığı ön plana geçmişti; onları besleyen Toprak ana gündeme gelmişti. Bu dönemin gelişkin figürinlerinde ana konu iri badem gözlü, şişman ve çıplak ana Tanrıça ile çocuğudur. Figürinler genellikle kilden, ender olarak da taştandır. Ölüler artık evlerin içine değil, daha çok açık avlulara ve mezarlıklara gömülmeye başlamıştır.

 

    Göller Bölgesi’nde Hacılar’ın komşusu Kuruçay bu zamanda korunmalı bir köy durumuna sokulmuştur. Yarım yuvarlak kulemsi çıkıntılarla güçlendirilmiş bu taştan korunma duvarı ileri düzeyde bir savunma anlayışına sahiptir. Bu köyde kullanılan çanak çömlekler Hacılar’dakinin benzeridir. Önceki dönemlerde ortaya çıkmış boya bezemeli kaplarda büyük bir artış söz konusudur. Sembolik-fantastik türde bezeme giderek yaygınlaşmıştır.

 

    Biraz daha güneydeki Höyücek bu dönemde olasılıkla kutsal olan niteliğini korumaktadır. Mimarisi hakkında fazla bir şey bilinmeyen bu tabakada pişmiş topraktan 70 kadar Ana Tanrıça figürünü ve idol bulunmuştur. Natüralist biçimdeki figürinlere karşılık, idoller basit, çuval gövdeli ve şematiktir. Başsız olarak yapılan bu idollere, sonradan ağaç ya da kilden ince uzun başlar yerleştirilmiştir.

 

    Çukurova’da Mersin Yumuktepe, Tarsus Gözlükule ve Ceyhan ırmağının doğu kıyısı üzerindeki Domuztepe; Orta Anadolu’da Niğde yakınlarındaki Köşkhöyük; Konya ovasında Can Hasan; son olarak da Denizli yakınlarındaki Aphrodisias Geç Neolitik”en Erken Kalkolitik Dönem’e geçişi temsil eden diğer merkezler arasındadır. Bunlardan Yumuktepe’de (XXVI-XX) inek, domuz, koyun ve keçiyi evcilleştirmiş ve tüm bitkileri tarıma almış, oldukça gelişkin bir toplum yapısının varlığı belirlenmiş; mimaride 5, 6 odadan oluşan kare yada dikdörtgen odalı ev veya evler saptanmıştır. Duvarların alt kesimleri yassı ve oval dere taşları ile yapılmış üstte ise çit-çamur tekniği kullanılmıştır. İki odada özel bir kullanım amacına yönelik sıvalı birer niş bulunmaktadır. Daha sonra taş tabanlı bir takım yuvarlak silolar ve son olarak da odaları dikdörtgen planlı evlerden korunmasız bir köy söz konusudur. Sonuncu yapı katı bir yangın geçirerek ıssızlaşmıştır. Bu yapı katlarında eskinin siyah renkte çanak çömleklerinin yanında portakal ve bej renkli, daha açık mallar belirir. Biçimler basittir, çeşitlilik yoktur. Çok az sayıdaki boyalı çanak çömlekte en sevilen bezeme, açık renk zemin üzerine kırmızı ya da kahverengi boya ile yapılmış “şimşek” motifleridir.

 

ERKEN KALKOLİTİK ÇAĞ

    Ana Tanrıça yontuculukları Geç Neolitik Çağ’daki bezemelerine göre tek düze ve daha az yaratıcı görünümündedir. Ana Tanrıça’nın bir çocuk yada hayvanlarla birlikte gösterildiği figürinler tümüyle son bulmuştur. Hayvan biçimli kapların yapımı sürmektedir. Çanak çömlekler çok renkli ve tek renkli olmak üzere iki büyük kümeye ayrılır. Biçimleri açısından birbirlerinden farklı olmayan bu iki türden ilk gruptakiler, iyi açkılı açık renk zemine koyu kırmızı yada kahverengi bezemeleriyle yalnızca Anadolu’nun değil, tüm Yakın Doğu ve Ege Dünyasının en özgün çanak çömlekleri arasındadır. Maden prototipleri anımsatan kapların motiflerinde biri geometrik ötekiyse fantastik olmak üzere asal iki stil söz konusudur. İlk kez Kuruçay’ın Geç Neolitik tabakalarında ortaya çıkan bu türde bezeme anlayışı Göller bölgesine özgüdür.

 

    Doğu Anadolu’nun güney uçlarını etkisi altına almış Halaf kültürü mimarlığı tholos denen yapılarıyla dikkat çekicidir. Bu türde yapılar kubbeli yuvarlak bir ana mekan ile yanda üzeri semerdanlı, bir yada birkaç gözlü dikdörtgen bir çıkıntıdan oluşur. Yuvarlak planlı ana odada ekmek fırınları ve ocaklara yer verilmişti; yandaki dikdörtgen planlı mekanlar ise depo-silo olarak kullanılmıştı. Torosların kuzeyinde görülemeyen ve günümüz Harran evlerini anımsatan bu türde yapılara Güneydoğu Anadolu’da, Siverek yakınlarındaki Çavi Tarlası ve Nevali Çori’nin geç tabakaları ile Gaziantep’in Nizip ilçesi yakınındaki Turluhöyük, Kargamış yakınındaki Yunus, Şanlıurfa yakınlarındaki Kurbanhöyük ve Diyarbakır’ın Ergani ilçesi yakınlarındaki Grikihaciyan’da rastlanmıştır.

    Başlangıçtan sonuna değin büyük bir homojenlik gösteren bu kültürünün en dikkat çekici yanı çömlekçilikte karşılaşılan gelişmiş bir teknikle çok renkli bezeme anlayışıdır. Halaf boyılalıları üç ana evreye ayrılmaktadır: Erken evrede kayısı renkte zemin üzerine kırmızı yaz da siyah boyayla bezenmiş ve son derece parlak bir dış görünüme sahiptirler. Bezemeler arasında başta boğa kafası olmak üzere, hayvan ve insanları içeren türlü natüralist motifler egemendir. Orta evrede krem renkte bir astarla birlikte dışa çekik ağız kenarlı ve gayet keskin profilli gelişmiş biçimler ortaya çıkar. çok yaygın olan boğa başı motifleri bir yana, natüralist bezeme yerini tekstil desenlerini anımsatan çok daha stilize motiflere bırakır. Geç evrede ise göbeğinde rozet ve malta haçı motifleri bulunan büyük ve çok renkli tabaklar dikkat çekicidir.

 

GEÇ KALKOLİTİK ÇAĞ

    Güneydoğu Anadolu’daki Hacılar, Can Hasa, Köşkhöyük ve Kuruçay yerleşmeleri 500 bin yıllarına doğru yakılıp yıkılmış, Çatalhöyük ise bir daha oturulmamak üzere ıssızlaşmıştır. I.Can Hasan, Köşkhöyük ve Kuruçay belirli bir aradan sonra yeniden iskan olunmakla birlikte bunlarda öncekilerden çok farklı yeni bir Kalkolitik kültür ortaya çıkar ki, böylelikle Kalkolitik Çağ’ın son evresine gelinir. Bazen kabaca 5000 ile 4000 yılları arasındaki döneme “Orta Kalkolitik Çağ” denmekle birlikte, burada yalnızca çanak çömleklerdeki kimi gelişme ve değişmelerden yola çıkılarak yapılmış böyle bir çağ yaratmaktan kaçınılmıştır.

 

    Göller Yöresi’ndeki Kuruçay V.binyılın başlarına doğru meydana gelen istilayı izleyen bir boşluktan sonra kurulan ve tümüyle farklı bir yaşam biçiminin ortaya çıkışını yansıtan Geç Kalkolitik Dönem yerleşmeleri arasındadır. Bu zamanda, ortasından kerpiçten steli, yuvarlak ocak/sunağı ve masası bulunan, genellikle ayrık düzendeki dikdörtgen planlı ve tek odalı evler ile Kuruçay tipik bir köy görünümündedir. Bu köyde kullanılan çanak çömlekler de eskinin aksine tek renkli ve kaba görünümlüdür ve Anadolu’da iyi tanınmayan bir geleneği yansıtmaktadır. Erken Kalkolitik gelenek ise devamlılığını, kısmen de olsa sürdürmektedir. Kimileri Beycesultan’dakileri andıran yeni biçimler çoğunluktadır. Bardak ve maşrapa gibi küçük boylu kaplar en sevilen türler arasındadır. Radyokarbon belirlemelerine göre Kuruçay Geç Kalkolitik yerleşmeleri 3800-3200 yılları arasına tarihlenir. Karain Mağarası’ndaki iskan bu dönemde de sürmektedir.

 

    Yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere, Anadolu’ya kuzeybatı’dan, Balkanlar üzerinden gelen göçmen kafileleriyle ilişkili olarak Geç Kalkolitik Dönem’de nüfus ve yerleşme yerlerinin sayısında da artış olmuştur. Orta Anadolu’da, Ankara yakınlarındaki Yazırhöyük, Kırşehir yöresindeki Hashöyük, Çorum yakınlarındaki Kuşsaray, Tokat yakınlarındaki Kayapınar ve Samsun’un Bafra ilçesi yakınlarındaki İkiztepe bu yeni dönemde Anadolu’ya yayılmaya başlayan Kuzey Ege ve Balkan etkili merkezler arasındadır. Bunlardan koyu gri renkteki zemin üzerine beyaz boya ile yapılmış geometrik süsler ve kazıma motiflerin içine beyaz macun doldurularak (enkrüstasyon) bezenmiş seramikleriyle dikkati çeken Yazırhöyük ve Büyük Güllücek’in yanında, Balkan idollerine benzeyen yassı bedenli, yuvarlak ya da yatık oval yüzlü, kulakları küpeli delikli kadın heykelcikleri ve ahşap saz-çamur mimarisiyle İkiztepe-Karadeniz yöresinin geleneksel özelliklerini taşımaktadır.

 

    
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

  1. Kulaçoğlu, Belma, Archaelogist Gods And Goddesses.
  2. Gönül, Sevgi, Sadberk Hanım Müzesi.
  3. Yıldırım, Recep, Eskiçağda Anadolu
  4. Akurgal, Ekrem, Anadolu Uygarlıkları.
  5. Görsel Anadolu Tarihi Ansiklopedisi
  6. Atlaslı Büyük Uygarlık Ansiklopedisi
  7. Sevin, Veli, Anadolu Arkeolojisi.