ÇİLE

Kitap, N.Fazıl ‘ın eşine ithafiyle başlıyor. “Şiirlerim ve şairliğim” başlığını taşıyan Takdim kısmından sonra 14 başlık altında şiirlerine yer verilmiş. Kitabın sonuna ise şairin “İdeologya Örgüsü” isim1i kitabının “şiir ve sanat” başlıklı bölümü ilave edilmiş.

TAKDİM

“Şiirlerim ve Şairliğim”

Şair şiire başlamasına vesile olarak gördüğü “küçük ve adi bahane”yi zikrederek başlıyor. N. Fazıl’ın şair ve şiirle ilgili fikirlerinin özü sayılabilecek bir bölüm. Şairliği “en alttakilerden almamak için” yapması gerektiğine inandığı “büyük bir memnuniyet ” olarak tasvip ediyor. Kendisini “politikaya bulaştığı için” tenkit edenlere ise amacını”şiirin muhtaç olduğu; insan ve cemiyet ikliminin inşası” olarak açıklıyor. N.Fazıl ‘ın şiirine şekil veren baş ölçünün “Allah’a ve Allah davasının topluluğuna olan gaye bağlılığı ” olduğunu belirtiyor.

“Biz şiiri iman için bilmişiz.” ifadesi ona aittir.

“Üstün idrak müessesesi” olarak tasvip ettiği şiir için “O’nun hilkat sırrının ve Kainat Efendiliği makamının eşiğinde dize gelecektir.” der. N. Fazıl’a göre “şiir, bu mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de, boynundaki süpürücülük borcuyla insanoğlunun en yüksek rütbelilerinden birisi”dir. Kendisini de “O’nun ümmetlik liyakatının en alçak ferdi olarak, o mukaddes eşiğin süpürücüsü” olarak takdim eder. Bu bölüm aynı zamanda kitabın sonuna eklenen “Poetika” isimli bölümün de hülasasıdır.

ALLAH

N.Fazıl ‘ın imana uzanan çizgisini şu mısralar özetliyor:

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum…” (1934, s:35)

“Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.” (1939, s:39)

 

“Sen ol dersin ve olur!

Pırıltı dolu billur,

Çığlık içinde fağfur.

Bir renk bize öteden

Ve bir ses, o besteden;

Nur bize, Allah’ım, nur!” (1947, s:21)

İNSAN

İnsanoğlunun acziyeti ve O’na kölelikle ulaşacağı hürriyet en güzel ifadesini “Sonsuzluk Kervanı” nda buluyor. İnsanda O’na karşı olması gereken teslimiyetin ölçüsünü de şu şekilde ifade ediyor:

“Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür!

Sana çöl gibi gelen, O, göl diyorsa göldür!” (s:82)

Bu bölümde insanın serencamını en güzel özetleyen mısralar ise:

“Mutlu adam, dünyayı bir acı gurbet bilen;

Öz vatan pınarından ölümü şerbet bilen…” (1977, s:95)

“Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı, söyle!

Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle…” (1973, s:103)

“Öyle bir devim ki, ben, hakikatte pireyim,

Bir delik gösterin de, utancımdan gireyim…” (1977, s: 106)

“Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu;

Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.” (1980, s:106)

“İşaret bekliyorum, yağız atım eyerli;

Yanarım sorarlarsa ne getirdin değerli?” (1380, s:109)

“Her ağızda, her telde, fanilik dırıltısı

Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı…” (1980, s:110)

“Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;

Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam…” (1939, s:111)

ÖLÜM

“Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;

Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez” (1983, s:134)

“Şu geçeni durdursam, çekip de eteğinden;

Soruversem: Haberin var mı öleceğinden?” (1939, s:139)

“Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir!

Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir!” (1972, s:140)

“Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu unut!

Zafer araban senin gıcırtılı bir tabut!” (1972, s:144)

“Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?…”(19î7, s:153)

ŞEHİR

Şehir üzerine görüşleri, şehirde hayatın tezatları, şehir üzerine düşünce prizmasından süzülenler…

“Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.” (s:166)

“Şehirlerde tabanım değil yüreğim yanık:

Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık!” (1959, s:172)

“Nur yolunu tıkıyor yüz bin katlı gökdelen.

Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen” (1968, s:173)

TABİAT

“Ne varsa nakış nakış, tabiatta. maddede,

Gözlerimdeki nurun aksi, beyaz perdede.” (1973, s:187)

Daüssıla ‘da hasretini çektiği şeylerden dem vurmuş…

“Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,

İyi insanlar iyi atlara binip gitti” (1978, s:239)

Ukde ‘de herkesin dışa vuramadığı duygularını şair hassasiyeti ve ifadedeki inceliği ile mısralara dökmüştür:

“Bu ukdenin dilinden,

Kalmadı anlar kimse.

Mezarda sır, mezarda;

O bilir bilse bilse.

Kurtuluş mu muradın,

Yol mu aradın kese?

Ateşe gir, gölgelen!

Kaynar suda gülümse!” (1972, s:257)

Hafakan’ da yer alan “son şiiri” “Zehir”, şairin son demlerindeki haleti ruhiyesini sergiler.

“Gelsin beni yokluk akrebi soksun!

Bir zehir ki, hayat özü faniye…” (s:310)

Dekor’ da dünyanın özlem duyulacak bir meta olmadığını şöyle ifade etmiş:

“Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü.

Bende tek aziz eşya annemin baş örtüsü…” (1977, s:334)

Tecrit’ de arınma gayesiyle fikri soyutlanmadan dem vurur.

“Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür!

Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür.” (1974, s:349)

“İçimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,

O ne alev deryası, çiçek bahçesine eş” (1874, s:352)

“Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu?

Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?” (1972, s:355)

“Alemin küfre göre, hem başı hem sonu “hiç”…

İki hiç arasında varlık olur mu ki hiç?…” (1975, s:358)

“Allah, Resul aşkıyla yandım, bittim, kül oldum!

Öyle zayıfladım ki, sonunda herkül oldum.” (1983, s:376)

Kahramanlar’ da düşünce dünyasının önde gelen atlılarına yer vermiş:

“0 erler ki, gönül fezasındalar,

Toprakta sürünme ezasındalar.” (1983, s:388)

Dava
Ve
Cemiyet ; N.Fazıl klasikleri denilebilecek şiirlerle dolu: Sakarya Türküsü, Muhasebe,0’nun Ümmetinden OI, Şarkımız, Zindandan Mehmet’e Mektup. ..v. b.

 

Yazar: Necip Fazýl KISAKÜREK