AHMET TELLİ hayatı ve şiirleri

Suya düşen bir karanfilse yüreğin 
bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm 
vursun seni o taştan bu taşa 
o çağlayandan bu çağlayana

1946’da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde doğdu. Hasanoğlan ve Pazarören öğretmen okullarında eğitim gördü. Bir dönem köy öğretmenliği yaptı. Ardından Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. Anadolu’da çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. 12 Eylül’den sonra uzunca bir süre tutuklu kaldı. 1960 sonrası toplumcu gerçekçi şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün şairlerden. İsmet Özel’den sözcük seçimi ve ses tonu bakımından etkilendi. Romantik ve başkaldırıcı şiiriyle bir yandan da Attilâ İlhan’a yakın durduğu söylenebilir.

 

ESERLERİ

ŞİİR:

Yangın Yılları (1979)
Hüznün İsyan Olur (1979)
Dövüşen Anlatsın (1980)
Saklı Kalan (1981)
Su Çürüdü (1982)
Belki Yine Gelirim (1984)

ÖDÜLLERİ

1980 Toprak Şiir Ödülü Hüznün İsyan Olur kitabı ile (Metin Altıok’la paylaştı)
1982 Yazko Şiir Özendirme Ödülü Saklı Kalan ile

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AKBABALAR 
KELEBEKLER 

Yüreği ağzında bir çocuk 
Gibi alırken kalemi elime 
Beceriksiz, acemi ve olasıya
Yapayalnızım her defasında

Bu sonuncu olsun diyorum 
Ömrümün eksiksiz tek şiiri
Yazılsın artık kırk yaşımın 
Ve bir aşkın bittiği bu gece

Akbabalar bin yıl kelebekler 
Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk
Da kısa ömürlüdür, başlar 
Gibi biter yaşanmışsa eğer

Yaşanan ne varsa hoşgörünün 
Bir parçasıdır artık ama ben 
Yine de yakabilirim bu gece 
Bütün anılarımı bir şiir için

Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa 
Dostlarım da terkedilmiştir yangın 
Sürüp dururken yurdumda ki o zaman 
Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin 

Sabaha karşı dilim paslı 
Beynim keçeleşmiştir ve yangın 
Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor 
Bütün sözcükler. Umut yoktur

Yüreğim diyorum, kekeme 
Alıngan, serseri yüreğim 
Sen nerden bilebilirsin 
Bir şiirin nasıl yazıldığını


 

PÜLÜMÜR ZENCİSİ 
				

 

Gizemli tamtamları bırakıp afrika'da

şehvetle giriyor doğanın koynuna

öpüşken dudaklarıyla topluyor yıldızları

sokuyor pülümür gençlerinin rüyalarına

 

Güneşle nerededir bir büyü çözülmesi mi bu

Akşam öyle uzak öyle yakın ki memeleri

sevişmek gelir insanın usuna aralıksız

delirtir dokundukça uzaklaşması

pülümür zencisinin


 

İMLASIZ
				

 


					Hep denedin. Hep yenildin.

        Olsun. Gene dene, gene yenil.

        S. Beckett
				

 

Ayağı kayan bir çocuk

Kadar şaşkınım, bilemedim

Düz yolda yürümenin imlâsını

Kanayan dizlerime bakıp da

Ağlamayı öğrenemediğim gibi

 

Sevgilisi değildim kadınlarımın

Bir papağan tüneğiydim belki

Ama birkaç sözcük öğrendiysem

Kadınlardan öğrendim, yine de

Bilemedim sevgilim diyebilmeyi

 

Büyülendim ama büyüyemedim

Aklım ermedi aynalara ve suya

Yüzümü gösterip kalbimi neden

Sakladıklarını öğrenemedim

Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada


 

BELKİ YİNE GELİRİM



Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir

Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü

Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa

Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse

Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de

Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka

Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

 

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent

Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

 

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini

Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki

Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan

Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı

"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi

Tükürsek cinayet sayılıyor artık

Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

 

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara

Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense

Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar

Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor

Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği

Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki

Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

 

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum

Okuduğum bütün kitaplar paramparça

Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma

Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent

Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum

Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler

Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

 

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor

Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere

Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak

Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık

Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri

Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu

Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

 

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği

Dizginlerini koparan bir at sanki bu

Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar

Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa

Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum

Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte

Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

 

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa

Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez

Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı

Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye

Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür

Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak

Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

 

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir

Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa

Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem

Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü

İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne

Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz

Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...

 


 

ÇOCUKSUN SEN / I

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen

Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu

Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen

Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor

Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun

Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum

Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup

Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar

Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa

Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun

Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların

Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar

Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit

Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık

Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık

Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak

Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin

Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen 

 

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun

Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada

Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

 

ÇOCUKSUN SEN / II
				

 

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm

Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı 

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar

Dursam ölürüm paramparça olur dünya

 

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir

Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna

Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için

Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak

(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu

Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)

 

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor

Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri

Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda

Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum

Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım

Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

 

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer

Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle

Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum

Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken

Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde

Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç

Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı

(Soluğunun elma kokması bundandı belki)

Bir elma kokusuna tutundum düşerken

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

 

Çocuksun sen, çocuğumsun


 

 

 

 

 

 

DÖVÜŞEN ANLATSIN

 

Elimizde acının kehribar tesbihi

ki kayıp durmakta parmaklarımızdan

Ey şair

yine bölük pörçük anlattın

yine eksik bıraktın bir şeyleri

gün devrilmekte ama sen

tutmamışsın acımızın çetelesini

 

Sen sus artık, bize bundan sonrasını

dövüşen anlatsın


 

GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME
				

 

Gün biter gülüşün kalır bende

anılar gibi sürüklenir bulutlar

Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır

yarım kalan bir şiir belki de

 

Aykırı anlamlar arayıp durma

güz biter sular köpürür de

kapanmaz gülüşünün açtığı yara

uçurum olur cellat olur her gece

 

Her gece yeniden bir talan başlar

acı ses olur, ses deli bir yağmur

eski bir eylüle gireriz böylece

 

Sığındığım her yer adınla anılır

ben girerim, sokağı devriyeler basar

bir de gülüşün eklenir kimliğime


 

GÖÇ
				

 

Göç oldu bir acidan öbür aciya

oysa sagrisi kurumamisti atimizin

daha dün sürüp gelmistik buralara

bugün göründü yine yollarin ucu

 

Devrildi kil çadirlar seher vakti

usulca uyandirildi çocuklar

ve kadinlar bohçasi çözülmemis

bir keder gibi gibi düstüler yola

 

Turnalar gitti biz gittik

bitmedi pesimizdeki nal sesleri

nerde konaklasak tedirgindik

kuruyordu irmaklar ve göller

 

Bir yangin gibi tasiyip durduk

kederi ve aciyi gögsümüzde

yer gök duman içindeydi sanki

genzimizi   yakiyordu ayriliklar

 

Zulüm birakmadi pesimizi hiç

biz gittik o buldu izimizi

konar göçer olduk yedi iklimde

tanigimizdir daglar taslar

 

Yalniz bir öfke isiltisi kaldi

gözlerimizin yorgun sularinda

yasamak bir inat oldu artik

yasamak bir direnme oldu zulme

 

Ve iste devrildi yine kil çadirlar

göç basladi bir acidan bin aciya

Geride aksamin küllenen atesi

ve susturulmus çocuk sevinçleri kaldi


 

HÂLÂ KOYNUMDA RESMİN
				

 

Sımsıcak konuşurdun konuşunca

ırmak gibi, rüzgar gibi konuşurdun

yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki

çiğdemler güller mor menevşeler açardı

Sımsıcak konuşurdun konuşunca

Hâlâ koynumda resmin

 

Dağları anlatırdın ve dostluğu

bir ceylan gibi sekerdi kelimeler

Sesini duymasam çölleşirdi dünya

dağlar yarılır ırmaklar kururdu

bulutlar çökerdi yüreğime

Hâlâ koynumda resmin

 

Gün akşam olur elinde kitaplar

ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin

bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi

ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin

bir dostun vurulduğu gün

Hâlâ koynumda resmin

 

Kaç mevsim kırlara çıkıp

çiçekler topladık mezarlar için

Belki ürküttük tarla kuşlarını

belki kurdu kuşu ürküttük

ama aşkı ürkütmedik hiç

Hâlâ koynumda resmin

 

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar

sımsıcak ve biraz boynu bükük

Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış

yasak bir kitap gibi durmaktadır

ve firari bir sevda gibi

Hâlâ duvarlarda resmin


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SÖZ / DE SARARIR
				

 

Olur, aramam seni ve kimseyi

Anıları pas tadında bırakırım

Konuşacak ne kaldıysa kalsın

Susmaktır birşeylere saygılı kılan

 

Ayrılık da bir olanaktır bilirsin

İnce bir sis, bir hüzün örtüsü

Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi

Dudaklarıma, bırakıp giderim

 

Söz / de sararır biterken bir aşk

Kediye iyi bak çiçekleri sula

Diyorsam da aldırma sözlerime

Alışkanlık işte başka birşey değil

 

Söz / de sararır biterken bir aşk


 

SUNU
				

 

Filler mezarlığında fil ölüleri

Ve belki birkaç da şiir bulursunuz

Ki o şiirler kendi ölümlerini sezen

Birer kuğuydular kuytu sularda


 

YAK SEVDANIN ÇIRASINI

 

Ne hüzünler kurtarır seni

ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi

ve ne de acının ses duvarındaki

yorgun ve bıkkın bekleyişler

 

Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını

düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar

hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır

verecektir en olgun meyvelerini mutlaka

yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

 

Yak sevdanın çırasını türkülerle

barajını yıkan bir ırmak gibi katil hayata

hüznün isyana dönsün artık

bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu

evde kalmış bir cinsellik degildir çünkü dünya

 

 

 


 

 

 

 

Aşk Bitti

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle


 

Aşklar mı / I

Aşklar mı diyordun, anladım
Senin incindiğin benimse
Yollara düştüğümdür yeniden

Aşklar mı  / II

Biten bir aşk için
Söylenecek söz şu olmalı:
– Güzeldi yine de

Aşklar mı  / III

Hiç kimse bir aşkı
Onarmaya kalkmasın
Kaybedilmeye değer
En güzel anında bitirilmişse eğer