5 ADET KİTAP ÖZETİ

Dostoyevski – Suç ve Ceza

 

Özet

Yoksul düşmüş bir öğrenci olan Raskolnikov, hukuk fakültesini yarıda bırakmıştır. Raskolnikov bir tefeci kadına adeta köle olmuştur. Çünkü anne ve babasından ona harçlık olarak ne geliyorsa borçlarını tamamlamak için tefeciye veriyordu. Fakat, kadına olan borcu bir türlü bitmek bilmiyordu ve Raskolnikov bu kadının toplum için bir zararlı olduğunu düşünmekte ve yaşaması için hiçbir neden görmemektedir. Raskolnikov tefeciyi öldürmeye karar verir ama tefeciyi öldürmek için evine gittiğinde işler ters gider ve tefecinin masum hizmetçisini de öldürmek zorunda kalır. Raskolnikov bundan sonra müthiş bir tedirginlik içerisine girer. Belki de yanlış hesap yapmayıp sadece tefeciyi öldürmeyi becerebilseydi, pişman olmayacaktı. Raskolnikov kimsenin kendisini görrmediğini ve geride iz bırakmadığını bildiği halde rahatlamayı ve arınmayı isteyen Raskolnikov tefecinin evine gelir, komiserle tanışır. Komiser Porfiry Petroviç, Raskolnikov’dan şüphelenmiştir. Raskolnikov birgün fatura ödemediği için karakola çağırılır ama o katil olduğunun anlaşıldığını sandığı için karakolda fenalık geçirir ve soruşturmanın baş şüphelisi olur. Komiser Porfiry Petroviç, çok zeki ve tecrübeli bir adamdır. Raskolnikov’un katil olduğunu çok geçmeden anlar ama kendisinin itiraf edip, kendine olan saygısını yitirmemesi için ona bir fırsat tanır. Bir meyhanede babasıyla tanıştığı ve ailesi tarafından fahişeliğe zorlanan temiz kalpli Sonya’ya suçunu ve aşkını itiraf eden Roskolnikov, sonunda Sonya’nın da yardımlarıyla teslim olur. Raskolnikov daha sonra Sibirya’ya sürgün edilir. Daha sonra ise Raskolnikov bir anlamıyla yeniden doğar. Dostoyevski romanını “Ama burada, yeni bir hikaye, bir adamın derece derece yenileşmesinin, yavaş yavaş yeniden hayat buluşunun, bir dünyadan bir başka dünyaya geçişinin, şu ana kadar hiç bilmediği yeni bir gerçekle tanışmasının hikayesi başlıyor” diyerek bitirir.

 

 

Savaş ve Barış

 

Özet

 

Roman 1800’lü yılların başlarında Rusya’da geçer. Rusya, bir savaştan çıkıp diğerine girmekte, savaş ve barış birbirini takip etmektedir. Roman yaklaşık 20 yıllık bir süre içinde anlatılıyor. 600 kadar yan karakter, 10 kadar da ana karakter üzerinde geçiyor. Eser, yaklaşık 20 yıl gibi geniş bir zaman dilimine yayılmış, 600 civarında yan karakter. 10 kadar da ana karakter içermektedir. Anne-babalar, çocuklar, kardeşler, arkadaşlar, sevgililer, hizmetçiler, köylüler, ve soylular ve daha niceleri bu romanda bir arada canlandırılmış., son derece mükemmel bir biçimde canlandırılmışlardır. Bir insanın hayatı boyunca hissedebileceği bütün duygular en saf sevgiden şehvete, acıdan mutluluğa, dostluktan düşmanlığa, korkaklıktan cesarete, kıskançlıktan özveriye, vatan sevgisinden kişisel çıkarlara, ölüm korkusundan doğum sevincine kadar, bir arada anlatılmış. Bu roman, hem de tarihe insancıl bir bakıştır. Bir milletin (çöküp) dibe vurup, (halkın özveri ve emekleriyle) halk yumruğuyla tekrar (kurtuluşu) şahlanması, tarihinin en riskli (kritik) zamanını (anını) yaşayan bütün bir halkın hikayesidir.

 

Beyaz Gemi – Cengiz Aytmatov

 

Özet

 

“Oğlan dürbününü gölün görülebilecek en uzak köşesine yeniden çevirmişti ki, soluğu kesildi. İşte oradaydı! Birden herşeyi unuttu. Ta uzaklarda, Isık-Göl’ün maviş maviş ışıldayan yüzeyinde beyaz gemi yüzerek geliyordu. Bir sıra bacası olan upuzun, güçlü, güzel bir gemiydi bu. Gergin bir tel üzerinde yürüyormuş gibi yalpalamadan, dümdüz gidiyordu. Çocuk, dürbünün camlarını gömleğinin eteğiyle çabucak sildi, yeniden ayar yaptı. Şimdi daha iyi görüyordu gemiyi. Dalgalarda sallandığı arkasında beyaz köpükler saçarak yüzdüğü açıkça belliydi. Çocuk salına salına giden gemiyi büyük bir hayranlık içinde, gözlerini ayırmadan seyrediyordu. Elinde o güç olsa içindeki insanları görebilmek için beyaz gemiyi daha yakından geçirirdi. Fakat geminin, kendisinden hiç haberi yoktu. Nereden gelip nereye gittiği bile belli değildi; kuğu gibi süzülerek, ağır ağır geçiyordu. Geminin geçişi uzun sürerdi. Çocuk bu sırada balık olduğunu düşünür,ırmaktan aşağı yüze yüze gemiye dek varırdı…”

Adsız oğlan’ın Beyaz Gemi’yle olan ilişkisi sadece bu kadarken, o hergün Isık-Göl’e yakın bir tepeye tırmanıp Beyaz Gemi’yi seyrediyordu. Ama bunun için çok da iyi bir sebebi vardı önceleri çok küçükken ayrıldığı babasının Beyaz Gemi’de çalıştığını hayal etmeye başlamış, bir süre sonra da buna kendini iyice inandırmıştı.

Peki kim bu “adsız oğlan”? Hayatı kendi kafasınca yaşıyor O. Çünkü aradığı yok çevresinde. Özlemleri hayalleri Beyaz Gemi ‘de , Boynuzlu Geyik Ana ‘da??? yaşıyor. Problemlerini orada çözüyor, dertlerini onlarla paylaşıyor.

 

 

Sefiller – Victor Hugo

 

Özet

 

Heterojen bir toplulukta bazı kesimlerin çok fakir, bazılarının ise zengin yaşadığı bu yerde bir hapishane mahkumu olan Jan Valjan’ın karşılaştığı zorluklar ve Allah’la arasındaki ilişkiler anlatılıyor. Jan Valjan insanların ona karşı olan kötü tepkisinden yakınmaktayken, D kasabası piskoposundan öğrendiği hayata farklı bakış tarzından etkilenir. Bundan sonra Jan kendini iyiliğe adamakta ve fakirlere yardımö etmekte ve günden güne zenginleşmektedir. Ta ki; polis müfettişi Javer onun hayatına girene kadar…

Bundan sonra Jan
Kozettesine iyi bakmak zorunda ve bazı kararları çok isabetli vermek zorunda kalacaktır. Polis müfettişinden kaçmak zorunda old. farklı bölgelere yerleşmek zorunda kalır. Pikpus Manastırı’nda yaşamaya başladıkları zaman, hayat onları farklı bir insanla tanışmaya zorlayacaktır. Bu insan ilerde Kozette’nin eşi olmakla beraber Jan’ın iyi de bir dostu olacaktır. Ordunun geçişini engellemek için bir sokağa barikat kurarlar ve kısa zamanda bozguna uğrarlar. Jan Valjan’la beraber kanalizasyondan kaçarlar. Ancak Mariyüs ağır yaralı old. yol boyunca Jan onu sırtında taşır. Böylece o gençle tanışmış olurlar. Polis müfettişi Jan’ın dürüst yaşam tarzından etkilenip intihar edince, Jan artık saklanmaktan kurtulur. Mariyüs Kozetteyle evlenince Jan artık çok yaşlıdır ve yakın zamanda ölür.

 

 

Reşat Nuri Gültekin – ÇALIKUŞU

 

Özet

Roman, Feride’nin hâtıra defterinden oluşuyor. Feride, yabancı bir şehirde, bir otel odasında hâtıralarını yazarken geriye dönerek, çocukluk ve genç kızlık dönemlerini tekrar yaşar:

“bambaşka bir çocuk” olan Feride, bir süvari binbaşısının kızıdır. Çok küçükken önce annesini, sonra da babasını kaybetmiş, Erenköy Kozyatağı’ndaki teyzesinin yanında büyümüştür. Besime Teyze onu, Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’ne göndermiştir.

Besime Teyzenin, Kâmran adında genç ve yakışıklı bir oğlu vardır. Kâmran, ciddî ve ağırbaşlı bir gençtir. Feride’nin utandığı ve kötü şakalarına güldüremediği Kâmran, çalıkuşuna benzeyen bu sevimli, haşarı kızı sever. Onu sık sık okulunda ziyaret eder. Feride’nin yaramazlıkları anlatılacak gibi değildir. Herkes ondan yaka silker ama yine ondan kimse vazgeçemez. Bu yaramazlıkları ona çalıkuşu adının takılmasına neden olmuştur. Kâmran, Feride’yle evlenmeyi aklına koymuştur, önce nişanlanırlar. Kâmran dört yıl için Avrupa’ya gider. Bu arada Feride okulunu bitirir. Düğünden üç gün önce çarşaflı bir hanım, Feride’ye Kâmran’ın İsviçre’de bulunduğu sırada Münevver adında hasta bir genç kadına evlenme vadinde bulunduğunu söyler. Kâmran’ın Münevver’e yazdığı mektupları verir. Münevver de Kâmran’ı sevmiştir. Bundan sonra Feride köşkten kaçar. Herkes onun yeni bir delilik icat ettiğini sanarken, Feride bir dadının evine sığınır ve lise diplomasına güvenerek Anadolu’da bir öğretmenlik ister. Bunu başarır da. Bursa da bir okula tâyin edilir. O günden sonra da Feride bir anı defteri tutmaya başlar. Kasabada boş yer olmadığı için, Feride’yi Zeyniler Köyü denilen, hiç bir öğretmenin gitmek istemediği ıssız bir köye verirler. Orada, öğrencilerinden bir kaçı, küçük Vehbi ve özellikle Munise, Feride’nin tesellisi olur. Bütün kız çocuklarının Ayşe ya da Zehra diye adlandırıldığı bu köyde Munise adı Feride’ye çok cana yakın gelir. Kızı evlât edinmek ister. Munise, köylülerin sevmediği bir kötü kadının kızıdır. Kadın, kocasından başka bir erkeği sevdiği için, Munise’nin babası, köyden başka bir kadınla evlenmiş ve annesinden boşanmıştır. Ara sıra gelip, kaçamak olarak kızını görmektedir. Çalıkuşu birçok zorluğu yenerek Munise’yi yanına almayı başarır.

İkisi mesut bir ömür sürmeye başlarlar. O günlerde bir posta soygunu olur. Eşkıya ile jandarma arasında çıkan çatışmada yaralanan bir zabiti köy odasına getirirler. Feride orada yaşlı bir askerî doktorla tanışır. Hayrullah Bey adındaki bu doktor, böyle bir yerde, aklından bile geçmeyecek böyle bir öğretmen bulmuş olmaktan o derece şaşırır ki, işin içinde bir sır olduğunu anlar ve Feride’nin daha iyi bir yere nakledilmesi için elinden geleni yapar. Bir teftiş sonunda Feride’nin okulu kapatılır ve Çalıkuşu, Zeyniler’den ayrılmak zorunda kalır. İl merkezindeki Darülmuallimat’a Fransızca öğretmeni olarak tâyin edilir. Burada Şeyh Yusuf u tanır. Şeyh Yusuf veremli, hassas bir insandır… Şeyh Yusuf, Feride’yi ölesiye sever. Zaten veremli olan Yusuf Efendi bu ümitsiz aşkın acılarına dayanamaz ve ölür. Bu ölümden kendisini sorumlu tutan Feride, artık orada kalamayacağını anlar, yeni bir yere gönderilmesini ister. Bu sefer onu Çanakkale Rüştiyesi’ne tâyin ederler.

Çanakkale’de geçirdiği günlerden sonra, bir vapurla İzmir’e gelir. İzmir’de Reşit Bey adında zengin birisinin çocuklarına öğretmenlik yapar. Bunlar da zor günlerdir Feride için. Feride, bir tesadüf eseri, Reşit Bey’in uzaktan akrabası olduğunu öğrenir. Bir albümde Kâmran’ın resmini görmüştür. Reşit Bey’in kızı Sabahat, Kâmran’ın Münevver Teyzesinin kocası olduğunu söyler. Kâmran, uzun zaman “Çalıkuşu”nu beklemiş, o dönmeyince Münevver’le evlenmiştir. Feride’nin, her gittiği yerde güzelliği bir takım olaylara sebep olduğundan burada da barınması güçleşmiştir. Böylece birkaç yer dolaşıp birkaç evlenme teklifini reddederek nihayet Kuşadası’na gelir. Doktor Hayrullah Bey de emekliye ayrılmış, oraya yerleşmiştir. Yaşlı dost, kızın elinden tutar. Ona yardım eder, onu korur. Munise bu arada iyice büyümüş, süsüne düşkün bir kız olmuştur. Doktorun bir uzak köye hastaya gittiği sırada hastalanır. Nezle zannedilen hastalık giderek şiddetlenir ve Munise kuşpalazından ölür.

Kader, Feride’yi sanki bütün sevdiklerinden ayırmaya çalışmaktadır. Munise’den sonra çevrenin baskısı, dedikodusu o kadar artar ki Hayrullah Bey hiç olmazsa görünüşü kurtarmak maksadıyla Feride’yi alır, onunla kâğıt üzerinde evlenir. Hayrullah Bey de zaten yaşlı birisidir ve evlendikten bir süre sonra ölür. Yalnız, ölmeden önce Feride ona ailesinin yanına döneceğine dair söz vermiştir. Hayrullah Bey Feride’nin defterini okumuş, başına gelenlerin sebeplerini öğrenmiştir. Feride’nin kaybolduğunu sandığı defteri, Hayrullah Bey tarafından bir zarfa konularak, Kâmran’ın bir emanetiymiş görüntüsü verilmiştir. Feride, rahmetli kocasının vasiyetini yerine getirmek için verdiğinin ne olduğunu bilmeden bu emaneti Kâmran’a verir.

Feride’nin dönüşünden en çok Kâmran’ın babası Aziz Bey memnun olmuştur. O, bu dönüşte hayırlı bir alâmet görür. Feride birkaç günlüğüne izinli olarak gelmiştir. Kendisine kalırsa, mutlaka yine görevine gidecektir. Kâmran, zamanında verdiği sözü tutmuş, Münevverle evlenmiştir. Ama kadın zaten hasta olduğu için kısa bir süre sonra ölmüştür. Kâmran, kız kardeşi Müjgân’la bir gece sabaha kadar Feride’nin defterini okuduktan sonra Hayrullah Bey’in yazılı tavsiyesini yerine getirmeyi, Feride’yi bir daha ne olursa olsun hiç bir sebeple kaçırmamaya karar verir ve Feride’nin gideceği gün, bütün hazırlıklar tamamlanır. Kâmran sözde onu almak için gelen arabadan iner ve Feride’ye aynı hatayı bir daha yapmayacağını söyleyerek gitmesine engel olur.