19.YYDA AVRUPA’DA BİLİM VE TEKNİK

19.YYDA AVRUPA’DA BİLİM VE TEKNİK

Buhar Makinesi:

Fransız fizik bilgini Denis Papin (1647-1714) ile Joujfroy d’Abbans’ın (1751-1832) buhar makinesini gemilere uygulamayı ilk düşünen kişilerdir. Bunlardan Papin, 1707’de, Almanya’da, buhar makinesi gücüyle dönen, dört çarkla işleyen bir gemi hazırlamıştı. Ancak, Munden’li gemiciler, işlerinin ellerinden gitmesi kaygısıyla, bu gemileri parçaladıkları için, Papin’in düşündüğü yenilik sonuçsuz kaldı.

Bu konuda ilk olumlu sonucu alan Amerikan fizikçisi John Finch (1743 -1798) oldu. John Finch, 1788’de, küçük bir teknenin arkasına bir çark koydu; bunu buhar gücüyle döndürmeye çalıştı. 1796’da da, başka bir tekne üzerinde çalışmalar yaptı; ilk denemelerinde almış olduğu sonuçları geliştirdi. En sonunda da, buharla işleyen bir gemi meydana getirmeyi başardı.

Ancak, sürekli olarak işleyebilen ilk buharlı gemiyi yapan İskoç fizikçisi William Symington’dır. Symington’ın getirdiği yenilik, çarkı geminin arkasından kaldırıp, iki yanına yerleştirmek olmuştu.

Charlotte Dundas adındaki bu yandan çarklı gemi 1801 yılında yapılmıştır, Böylece, gemilerde buhar gücünden yararlanılabileceği de ortaya konmuş oldu.

Teknelerin yapılış tarzlarında da önemli değişiklikler olmuştu. Tekneler, tarihin en karanlık çağlarından beri, hep tahtadan yapılıyordu.

İlk kez 1813’te, demirden yapılmış bir gemi denize indirildi. Böylece, özel bir biçim verilmek şartıyla, demirin de batmayacağı anlaşılmış oluyordu. 1840’ta ise, 3400’lük gemiler bile artık demirden yapılabiliyordu. İlk pervaneli gemi Great Britain 1845’te yapıldı. Artık, İngiltere, Hollanda, Fransa gibi denizci ülkelerde, büyük denizcilik şirketleri kurulmuştu.

 

Bunlardan, bir İngiliz şirketi olan Cunard Lines son tahta gemisini 1852’de, son yandan çarklı gemisini de 1862’de yaptı. 1880′ den sonra da, demirin yerini çelik aldı. 1900 yılından sonra, bu gemilere iki, üç, ya da dört pervane konulmaya başlandı.

Demiryollarının kuruluşu da insanlara ulaşım işlerinde büyük kolaylık sağladı. Şehirler, ülkeler arasında gidip gelme, yük taşıma sorunu artık çok kolaylaşmış, medeniyet daha büyük bir hızla ilerlemeye başlamıştı.

Ray döşeyerek yollar yapma düşüncesi ilk kez, İngiltere’de, maden ocaklarında kömür taşıma ihtiyacından doğdu.

1776’da, Sheffiled yakınlarında, böyle bir yol yapıldı. Önceleri, rayları tahtadan yapıyorlardı. Sonra, bunların üzerini madenle kapladılar. En sonunda da, çelikten raylar yapmaya başlandı. Yolcular için ilk demiryolu ise, İngiltere’de, Wandsworth ile Croydon arasında açıldı. Bugünkü anlamda demiryolları ise, ancak lokomotifin bulunuşundan sonra yapılabildi.

İskoçyalı James Watt buhar makinesini keşfettikten sonra (1767), bu makinenin raylar üzerinde işleyen arabalara da uygulanması düşünüldü. 1813’te, Blackett adında bir İngiliz, Newcastle şehrî yakınlarındaki Wylam kömür ocaklarında kullanılmak üzere, ilk lokomotifi yaptı.

Bu lokomotif basitti, çok gürültü çıkarıyordu. Ondan bir yıl sonra, George Stepkenson (1781 -1848) dikey çift silindirli bir lokomotif yaparak, buharla yürütme usulünü ortaya koydu (1814).

George Stephenson’ın lokomotifi bir beygir hızında yol alabiliyordu. Stephenson bu lokomotifi geliştirdikten sonra, İskoçya’da Stocklon’la Darlington arasında ilk demiryolu kuruldu.

Stephenson’ın lokomotifi bu demiryolunda işlemeye başladı. Ondan sonra da lokomotifler hızla gelişti. Amerika’da Best Frend, Fransa’da Marc Seguin gibi mühendislerin bu gelişmede büyük payı olmuştur.

Lokomotiflerin gelişmesiyle birlikte, raylar da uzatıldı. Böylece, ilk girişimlerin üzerinden daha ancak yüzyıl geçmişken dünyadaki rayların uzunluğu l milyon kilometreyi bulmuştu.

Aradan geçen bu yüzyılın son elli yılı içinde, köprücülük, tünelcilik de hızla ilerledi; muazzam demiryolu köprüleri, tünelleri yapıldı. Ayrıca, bildiğimiz demiryollarından başka, özel ihtiyaçlar için, üç raylı dağ demiryolları, «dekovil» denilen dar hatlı demiryolları, en sonunda da havaî hatlı tren yollan meydana getirildi.

Tramvaylarda elektrik gücünden yararlanılmaya başlandıktan sonra da, 1895’te, ilk kez Amerika’da, demiryollarında da elektrik kullanıldı. Daha sonraları ada, motorlu trenler ortaya çıktı.

İnsanlar arasındaki ilişkilerin gelişmesinde, medeniyetin yayılmasında ulaştırma gibi haberleşmenin de büyük payı olmuştur. Tarihin ilk çağlarından beri insanlar uzaklara haber göndermek için çeşitli yollara başvurmuşlardı. Bu arada, ilk önceleri, ateş yakarak bunun dumanıyla, gündüzleri aynalarla güneş ışığını yansıtarak bir yerden bir yere haber gönderilmiştir.

Işıkla haber gönderme yakın zamanlara kadar sürmüş, daha da geliştirilmiştir. Bu usul Napoleon ordusunda, özellikle Mısır Seferi’nde, çok kullanılmıştır. Bugün de gemilerde ışıkla haberleşmek için özel yapılmış fenerler vardır. Bunların yakılıp söndürülmesiyle, Morse alfabesinin benzeri bir alfabeyle haberleşmek mümkün olur.

Elektrikli telgraf XIX. yüzyılın ilk yarısında geliştirilmiştir. İngiltere’de, Amerika’da birçok bilgin bu konuda çalışmışlar, elektriğin haberleşmede çok yararlı olacağını düşünmüşlerdir.

Bunların içinde Amerikalı bilgin Samuel Morse (1791-1872) tam bir telgraf donanımı yapmayı başardı (1837). Bundan sonra da telgraf tekniğinde birçok gelişmeler art arda sıralandı.

Morse uzun çalışmalardan sonra ortaya çıkardığı telgrafım bir süre hiçbir hükümete kabul ettiremedi. Başvurduğu her yerde ilgisizlikle karşılanıyordu.

Bunun üzerine, bir kere de Osmanlı hükümetine başvurmayı düşündü. Buluşunu bir arkadaşıyla İstanbul’a gönderdi. O zamanki padişah Abdülmecit buluşu çok beğenip Morse’a ihtira beratıyla birlikte elmaslı bir madalya verdi. Bunun üzerine bütün devletlerin dikkati Morse’a çevrildi, buluşu değerlendirilerek insanlığa sunuldu.

Elektrik akımının bulunmasından bir süre sonra sesin de elektrikle iletilebileceği düşünülmüş, bu yolda çalışmalar başlamıştı. Yalnız, araştırmalar uzun süre iyi sonuç vermedi.

Amerikalı Charles G. Page, 1837’de bu konuda çalışmaya başlamış, bir sonuca varamayınca vazgeçmişti. Daha sonra Johann Philipp Reis adında bir Alman 1860’ta ilk elektrikli telefonu bulduysa da, karşılaştığı güçlüklerden dolayı çalışmalarını yarım bıraktı.

En sonunda, İskoçya’dan Amerika’ya göç etmiş olan Alexander Graham Bell (1847-1922) telefonu çalışır durumda ortaya çıkardı (1876). Bell telefonun esaslarını sağır çocuklara konuşmayı öğretmek için bir çözüm yolu ararken bulmuştur.

Washington’da ihtira beratını aldıktan iki saat sonra da Elisa Gray adlı başka bir Amerikalı aynı buluş için aynı daireye başvuruyordu.

19. yüzyıl, aslında atomla açıldı. John Dalton(1766-1844), 1803-8 arasında kendi adıyla anılan atom kuramını geliştirdi.

Dalton, kimyasal tepkimelerdeki kütlenin korunumu, bileşiklerin oluşmasında sabit kütle oranının varlığı, kendi bulduğu katlı oran yasası gibi denel sonuçları başarıyla yorumladı ve bu sonuçların (yasaların) ancak atomun varlığıyla kavranabileceğini gösterdi.

1808’de Fransız bilgin Gay Lussac (1778-1850),gazlar arası tepkimelerde sabit hacim oranlarının varlığını keşfetti. Aynı koşullara hidrojen ve oksijen gazları su oluştururken hep iki hacim hidrojen gazı bir hacim oksijen gazıyla birleşiyordu. Bu sonuç da Dalton’un atom kuramına iyi bir destekti. Bunu İtalyan bilgin C.A.Avogadro(1776-1856) farketti.

Avogadro 1811’de molekül kavramını ortaya attı: Sabit hacim oranlarını molekül sayısı oranlarıyla açıklamayı önerdi. Buna göre aynı koşullardaki gazların eşit hacimlerinde eşit sayıda molekül olmalıydı. Bu hipotez(tahmin),sonra deneylerle kanıtlandı.

19. yüzyılın diğer bir olayı pillerdi. Pil demek, kimyasal enerjinin elektrik enerjisine dönüşmesini sağlayan aygıt anlamına gelşyordu. Doğru akım kaynağı demek. 1800 yılında İtalyan Giuseppe Volta (1745-1827) bir pil yaptı ve elektrik akımını üretti.

Manyetizma uzun zamandır biliniyor; ama gizemli bir güç olduğu düşünülüyordu. Elektrikle bağlantısı hakkında hiçbir fikir yoktu.

Danimarkalı Hans Oersted(1777-1851) sonraları(1820) bir çok buluşa neden olacak olan elektrik akımının bir manyetik alan ürettiğini keşfetti.

Kendi kendini yetiştiren İngiliz dahi Michael Faraday (1791-1867) 1830’da mıknatıstan elektrik akımı elde etti, dinamoyu buldu ve klasik alan teorisini yarattı. 1830-33 arasında elektroliz yasalarını da o formüle etti.

 

Simyadan kimya bilimini doğuşu Robert Boyle ile başladı. Boyle, “Kuşkucu Kimyager” adlı ünlü eserinde Aristoculuğun dört element anlayışına duyduğu kuşkuyu anlatıyor ve bu anlayışı reddediyordu.

Görüşlerin deneyle kanıtlanmasını savunuyordu. Lavoisier ile doruğa çıktı; 19. yüz yılda ise nicel (kantitatif) araştırma ve bilgilerin sistemleştirilip başka bilim adamlarına sunulması aşamasına gelindi.

1833’te İngiliz Charles Babbage (1792-1871) dünyanın ilk delikli kartlı bilgisayarını üretti ve Lady Ada bu bilgisayar için ilk programı yazdı.

1859’da İngiliz Charles Darwin (1809-1882) canlı türlerini yirmi yıl inceledikten sonra evrim kuramını ortaya attı. Darwin’in 1859’da “Türlerin Kökeni” isimli eseri yayımlandı.Türlerin kökeni ve evrimiyle ilgili görüşleri kilisenin büyük tepkisini çekti.

1864’te İskoçyalı fizikçi James Clark Maxwell (1831-1879) manyetik ve elektrik kuvvetleri birleştirererk elektromanyetik kuvvetin denklemlerini türetti.

Böylece elektrik dalgalarınının ışık hızı ile yol aldığı ve ışığın bir elektromanyetik dalga olduğu anlaşılmış oldu. Maxwell’in konuyla ilgili makalesinin yayımlanmasından tam yirmi üç yıl sonra 1887’de, Alman Heinrich Hertz (1857-1894) elektromanyetik dalgaların varlığını denel olarak kanıtladı.

Hertz bu dalgaları yayan bir verici bir de alıcı yapmıştı. Bunların ışık hızı ile gittiklerini kanıtladı. Artık elektrik ve manyetizma çözülmüştü.

1839’da Alman Theodor Schwann(1810-1882) hücre kuramını, Fransız Louis Pasteur(1822-1895) üç boyutlu kimyayı, Avusturyalı papaz Gregor Johann Mendel (1822-1884) popülasyonda varyasyonların kalıtsal olduğunu; Rus İvanoviç Mendeleyev (1834-1907) elementlerin periyodik tablosunu, Fransız Henry Becquerel (1852-1908) radyoaktifliği buldular.

1897’de İngiliz Joseph Thomson(1856-1940) elektronu keşfetti. 1900’ün ilk günü Alman Max Planck(1858-1947) yayınladığı makalesiyle kuantum kuramının temeli ni attı.19.yy atomla açılmıştı,

Üçüncü Sanayi Devrimi:

Sanayi devrimi XVIII. asrın ortalarında buhar gücünün sanayiye uygulanması ile İngiltere’de ortaya çıkmıştı.

Fakat tarihsel gelişim aşamaları içinde teknolojide ortaya çıkan değişmeleri ifade için bazı çevrelerde, ikinci ve üçüncü sanayi devrimlerinden söz edilir.

Birinci Sanayi Devriminden sonra 1870-1913 arasında özellikle çelik üretim yöntemlerinin geliştirildiği, elektrik, içten patlamalı motorlar, Atlantik-ötesi telgraf, radyo vs. gibi buluşların ortaya çıktığı döneme “ikinci sanayi Devrimi” derler.

Bunun gibi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra teknolojide görülen şaşırtıcı buluşlar da “Üçüncü Sanayi Devrimi olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemin belli başlı buluşları arasında nükleer enerji, sentetik mallar, bilgisayar teknolojisi, mikroelektronik teknoloji gibi yenilikler sayılabilir.